ANNE VE BEBEK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ANNE VE BEBEK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Emzirme Teknikleri

25 Eylül 2009 Cuma

EMZİRMEDE DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR VE EMZİRME TEKNİKLERİ:

Bebeğe verilecek en iyi besin anne sütüdür. Anne sütü ilk altı ay boyunca bebeğin gelişiminde gerekli olan tüm besinleri karşılar. Emzirme bebeğin beslenmesi dışında, ruhsal yönleri de olan bir durumdur.

BEBEK İLK OLARAK NE ZAMAN EMZİRİLMELİDİR?

Bebek doğduktan sonra bir saat içinde uyanık bir haldedir. Bu yüzden bu süre içinde bebeğe anne memesinin verilmesi gereklidir. Yani bebek ilk yarım saat içinde emzirilmelidir. Bu şekilde hem bebeğimiz beslenecektir hem de annede yeni süt yapımı sağlanmış olacaktır. Bilindiğinin aksine anne sütünün yetmezliği söz konusu değildir. Fakat yapılan hatalardan sonra süt azalabilir. Her bebek emmeyi bilerek doğar. Anneler de doğru emzirme yöntemlerini uygularlarsa bebekleri için en değerli olan besin olan anne sütünden bebeklerini mahrum bırakmazlar. Peki emzirirken nelere dikkat etmeliyiz?

EMZİRMEDE DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR ŞUNLARDIR:

Emzirme işleminden önce eller güzelce yıkanmalıdır.

Anne rahat bir yerde ve pozisyonda oturmalıdır.

Meme başı kaynamış ılık su ile silinmelidir.

Bebeğin altı temiz olmalıdır.

Bebeğe meme verildikten sonra meme başı hafifçe bastırılarak burun açık tutulmalıdır.

Emme işlemi sırasında meme başı ve meme başı çevresindeki koyu bölgenin büyük bir kısmı bebeğin ağzında olmalıdır.

Her emzirme işleminde her iki meme de boşaltılmalıdır. 10-15 dakikalık emzirme bir memeyi boşaltmaya yeterlidir. Ancak anne memesinde kalma süresi bebeğe bırakılmalıdır.

Bebek erken doğmuşsa meme tutması ve emmesi iyi değilse kalan süt sağılarak boşaltılmalıdır. Memede kalan süt oluşacak olan sütü de engeller.

Anne bu dönemde stresten uzak durmalıdır. Kendisini yoracak şeylerden kaçınmalıdır. Sulu gıdalar tüketmelidir.

İlaç kullanımına dikkat etmelidir. Kullanılacak ilacın içinde bebeğe zararlı maddeler var ise ilaç kullanılmamalıdır.

Bebek yeni doğduğunda ortalama olarak günde 8- 12 defa emzirilir. Daha sonra ise bu 6- 8 defa olabilir.

Bebek her canı istediğinde sık olarak istediği sürece emzirilmelidir.

Emzirme işlemi bittikten sonra bebek dik olarak annenin omzuna yatırılmalı ve sırtına hafif masaj yapılarak tüm gazı çıkarılmalıdır.

BEBEK EMZİRİRKEN NASIL TUTULMALI?

Emzirme işlemi sırasında bebeğinizi değişik şekillerde kucaklayabilirsiniz. Burada önemli olan nokta bebek memeye yakın olmalı ve memeye ulaşmak için fazla çaba göstermemelidir. Vücudu tamamen anneye dönük ve aynı düzlemde olmalıdır.

KUCAK POZİSYONU: Kucağınıza koyduğunuz yastık üzerine bebeğinizi yatırın. Başını kolunuzla kaldırarak poposunu elinizle destekleyin.
Bebeğinizin vücudu tamamen size dönük olsun.

TERS KUCAK POZİSYONU: Prematüre veya kavrama sorunu yaşayan bebekler için uygundur. Bu pozisyonla bebeğinizin başını kontrolünüz daha kolay olur. Bebek göğsünüze daha kolay yaklaşır. Bebeğin karnını karnınıza çevirin ve elinizle başını, ensesini ve omuzlarını kavrayın. Diğer elinizle göğsünüzü tutun.

KOLTUK ALTI POZİSYONU: ikiz doğumlarda ve büyük göğüslü annelerde, düz çökük meme başı ve kavrama güçlüğü yaşayan bebekler için uygundur. Sezeryandan sonra da rahatlıkla kullanılabilecek bir yöntemdir. Bebeğinizin vücudunu koltuk altına yerleştirerek başını ve ensesini elinizle destekleyin. Ayakları ve poposu arkanıza bakmalıdır. Diğer elinizi de göğsünüzü desteklemek için kullanın. Bebeğinizi göğsünüze yaklaştırarak göğüs ucunuzu kavramasını sağlayın.

YATMA POZİSYONU: Bebeğin yüzü ve bedeni size dönük olmalıdır.

Göğüs ucu yaraları için öneri: Ayva çekirdeğini çıkarıp az suda jel haline getirdikten sonra yaralı göğüs uçlarına sürün. Bu işlemi birkaç kez tekrarladıktan sonra yaraların iyileştiğini göreceksiniz.

Bebek Beslenmesi

Sağlıklı bireyler, sağlıklı toplumları oluşturur. Bu yüzden bebeklerimizin beslenmelerinde dikkatli ve titiz davranmalıyız. Onlar için sağlıklı, taze ve dengeli bir beslenme düzeni oluşturmalıyız.

Bebeğimiz dokuz ay boyunca bizimle beraber yaşamış, vücudumuzda bizimle beraber var olmuş, bizden beslenmiş, kalbi bizimle birlikte atmış, kendini bizimle birlikte güvende hissetmiştir. Doğumdan sonra da ona güvenli bir ortam sağlamak bizim sorumluluğumuzdadır. Bu güvenin devamını sağlayan ise anne sütüdür. Çünkü anne sütü ile beslenme anne ile bebeği doğum öncesi kadar birbirine yaklaştırırken diğer taraftan da dünyanın en zahmetsiz, en temiz, en değerli besiniyle bebeği buluşturur. Yani elimizden geldiğince, vücudumuz bu mucizeyi yaratmaya devam ettikçe bebeğimizi bundan mahrum etmemeliyiz. Özellikle ilk dört ay bebeğimizi anne sütü ile beslemeliyiz. Anne sütü yoksa veya yetersizse anne sütüne yakın bir biberon maması kullanılmalıdır.

Peki anne sütünü nasıl vermeliyiz?

Bebeğimiz ağladıkça ve acıktıkça onu besleyebiliriz. İlk dört ay sadece anne sütü verilmelidir. Dördüncü aydan sonra anne sütüne ilave olarak meyve suları ve meyve püreleri başlayabiliriz. ( Günde bir öğün verilebilir.) anne sütü yetersiz kalıyorsa hazır mamalardan kullanılabilir.

Beşinci ayda anne sütünün yanında hazır mama (Günde iki öğün), mevsim meyvelerinden meyve püresi, öğle öğününde bir-iki yemek kaşığı sebze çorbası, ikindi öğününde yoğurt, gece yatmadan önce de muhallebi verilebilir. Verilecek yoğurdun pastörize sütten mayalanmasına ve taze olmasına dikkat edilmelidir.

Altıncı ayda anne sütünün yanında hazır mama, bir öğün meyve püresi, bir öğün sebze püresi, bir öğün yoğurt, bir öğün de muhallebi verilebilir.

Yedinci ayda bebeğimize kahvaltı vermeye başlayabiliriz. Akşamdan suda bekletilmek suretiyle tuzu alınmış peynir, haşlanmış yumurta, reçel öncelikle hazır mama içinde ezilerek, bebeğimiz bu karışıma alıştıktan sonra da ayrı ayrı verilebilir.

Sekizinci ayda eti köfte, tam yumurta, makarna, pilav, ekmek gibi karbonhidratlı yiyeceklere başlanır.

Dokuz ile on birinci aylarda bebeğimiz artık bazı yiyecekleri ısırarak yiyebilir. Balık ve tavuk eti yiyebilir. Bebeğimizin eline kaşık verme zamanı da gelmiştir.
On ikinci ayda öğünler biraz daha zenginleştirilmelidir. Öğle yemeğinde etli sebze yemeği veya sebze püresi veya bir köfte ve makarna; ikindi yoğurt, meyve püresi, ekmek veya iki adet bisküvi, sütlaç veya muhallebi; akşam çorba, sebze yemeği, makarna veya pilav, yoğurt verilebilir.
Bütün bu aylar boyunca anne sütünü bebeğimizden mahrum etmeyelim. Sağlıklı ve mutlu bireyler yarınlarda bizimle olsun.

Bebeklerin, doğumdan itibaren hatta anne karnındaki beslenmesi, gelecekteki sağlığının ve yapısının temellerini oluşturur. Bebeğinize, bu dönemden itibaren sağlıklı beslenme alışkanlığı verebilirsiniz ve bebeğinizin geleceği için sağlıklı yatırım yapmış olursunuz. Bir bebeğin en önemli beslenme süreci doğumdan sonraki ilk 2 yıllık süredir. Bu sürecin ilk 6 aylık döneminde sadece anne sütü verilerek bebeğin doğal, mucizevi, koruyucu ve besleyici besinden yararlanması sağlanmalıdır. Daha sonra anne sütü devam ederken ek gıdalarda tamamlayıcı besinlere geçilir. Bir bebek dengeli bir beslenmeyle aşağı yukarı 9.-10. ayda aile sofrasına oturabilmeli ve oradan bazı yiyecekleri paylaşabilmelidir. Ancak ailenin beslenme düzeninin de gözden geçirilmesi gerekir.

bebek-beslenmesi1Yemeklerin hazırlanış şekli, kullanılan malzemelerin doğallığı, tazeliği, temizliği, besleyici değerleri, bebeğe sunuluş şekli ve bebek tarafından kabul edilebilir olması çok önemlidir. Bebeğin sofradan beslenebilmesi için öncelikle ailenin beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi ve yanlış alışkanlıkların düzeltilmesi gerekir. Bebeğin sağlıklı beslenebilmesi için sadece yedikleri değil ruhsal dururumu, zihinsel performansı, gelecekteki okul başarısı, konuşma performansı ve yürüme performansı gibi özelliklerde bir bütün olarak ele alınmalıdır. Örneğin ailede bir ölüm ya da ayrılık yaşanmışsa çocuğun bundan en az şekilde etkilenmesi için ne yapılması gerektiğini de konuşmak gerekir.
Çünkü bu tarz olaylar bebeğin yaşamında önemli yer tutar ve onun gelecekteki hayatını etkileyebilir.

Bazen hiç sebebi yokken çocuğunuzun iştahsız olduğunu veya kendini kilitlediğini görebilirsiniz. Bu durumlarda bebekle tartışmaya girmemek çok önemlidir. Bir bebek büyütülürken sadece o andaki kilo-boy performansı değil erişkin yaşlara ulaştığında organ-sistem sağlığının en iyisi olması hedeflenmelidir. Bebeklikten başlayarak iyi bir beslenme ile gelecekte kalp ve damar hastalıkları, tansiyon yüksekliği, obezite, kanser gibi birçok hastalık önlenebilir. Sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştirilebilmesi için doğumdan itibaren beslenmeye büyük önem verilmelidir.

İNMEMEİŞ TESTİS ( KRİPTORŞİDİZM )

22 Nisan 2009 Çarşamba

Kriptorşidizm, sözcük olarak erkek çocukların testisleri karın içinde kalması anlamına gelir.
Hamilelik sürecinde, gelişimi abdominal (karın) içinde başlayan testisler, gebeliğin son döneminden itibaren (son 3 ay) giderek inguinal kanal adlı kanala girip scrotum'a (testis torbası) inerler.

Bazı çocukların testisleri doğduklarında scortuma inmemiş olabilir. Bu konuda ailelerin çok fazla endişelenmesi gerekmiyor. Uzmanlara göre bir yıla kadar testislerin scrotum'a inmesi gecikebilir, ama bu süre içinde düzenli takib edilmelidir.
Söylenmesi gereken bir nokta daha: testislerin dokusu yüksek ısıya dayanıksızdır ve bu nedenle de testislerin vücut dışında bulunmaları gerekmektedir.

Tedavi genellikle ameliyatla yumurtayı torbaya indirip orada tesbit etmektir (orşiyopeksi). Gerçek inmemiş testisin 1 yaşından sonra torbalara inmesi beklenmez. İnmemiş testisli çocukların % 14 ünde ailevi inmemiş testis hikayesi de vardır. Daha çok sağ taraftadır (%60) ve %20 iki taraflı olabilir.

SÜNNET

16 Nisan 2009 Perşembe

sünnet: Steril koşullarda penisin baş kısmını örten deri parçasının cerrahi olarak kesilerek alınması ve kalan deri sınırlarının kendiliğinden emilebilir ipliklerle dikilmesidir.
Bu tanımda steril koşullardan gayet:
Tüm işlem boyunca tam olarak mikropsuz bir ortamın sağlanması, cerrahi olarak kesilmesinden gayet: kullanılan tüm aletlerin tamamen mikropsuz ve cerrahi standartlara uygun olmasıdır.
Daha açık bir ifadeyle, ilaçla silinerek mikropsuz bir hale getirilen penisin yine steril bir örtüyle örtülmesi, eldiven, bıçak ve dikişlerin sadece o sünnet işlemi için kullanılıp atılması gerekmektedir.

Dolayısıyla steril koşulların sağlanamadığı, cerrahi koşullara uymayan: "toplu sünnet", "ev sünneti", "doktor haricinde kimselerin yaptığı sünnet" kavramları sağlık kurallarıyla bağdaşmamaktadır.

O halde sünnet, basit görülmesine rağmen tam ve gerçek bir cerrahi işlemdir ve doktorlar, tercihen de operatör doktorlar tarafından hastane ortamında yapılmalıdır.

Sünnet çocuklukta her yaşta yapılabilir. Ancak sünnet derisi ağzında darlık varsa, sünnet dersi sık eafekte oluyorsa sünnetin en kısa sürede yapılması uygun olur.
Sünnet, penisin mevzi uyuşturulması veya narkoz altında çocuğun tam uyutulmasıyla yapılabilir.
3-6 yaş arası çocuklarda algılama ve kavrama güçlüğü olabileceğinden, bu yaşlarda narkoz ile sünnet önerilebilir.
Ancak mevzi ( lokal ) uyuşturma bu yaşlarda dahi olmak üzere tüm yaşlarda tercih edilen bir yöntemdir.
Önemli olan çocukla iyi bir iletişim kurarak, sünnetle ilgili onun anlayacağı tarzda doğru bilgi aktarmaktır.

Çocuğun sünnet öncesi kesinlikle uzman bir doktor tarafından değerlendirilmesi şarttır.
Zira peygamber sünneti olan, penisinde eğrilik olan, gömülü ve küçük penisi olan, yumurtaları torbalarına inmeyen, sünnet derisi penisin üst kısmına yapışık olan, kanama ve pıhtılaşma problemi olan çocukların Önceden farkedilerek, sünnetin zamanının ve koşullarının uzman hekimlerce buna göre düzenlenmesi gerekir.
Sünnet sonrası sarılan ilaçlı pansumanın, ağrı kesici ilaçların, pansumanın açılmasının, suyla temas etmeme süresinin yine uzmanların önerileri doğrultusunda belirlenmesini gerekmektedir.

Sonuç olarak : kansız - bıçaksız sünnet, lazerle sünnet, bugün sünnet yarın deniz gibi cazip sloganların gerçeği yansıtmadığını, sünnetin aslında tam ve gerçek bir cerrahi işlem olduğunu, dolayısıyla hastane ortamında tercihen operatör doktorlarca yapılması gerektiğini hatırlatır.

ÇOCUKLUK ÇAĞINDA ALLERJİ

15 Nisan 2009 Çarşamba

Allerji nedir?
Allerji, vücudumuzdaki mikroplara ve zararlı maddelere karşı kullanılan insan savunma mekanizmalarının alışılmışın dışında cevap geliştirmesiyle gerçekleşir.
Bundaki kasıt, normalde bize zararlı olmayan çoğu insanın alışkın olduğu allerji yapıcı maddelere, allerjili kişinin alışamaması, zararlı bir maddeymiş gibi algılaması ve buna karşı aşırı cevap vermesidir.
Bazı kişiler allerji gerçekleştirirken, bazı kişilerin niye allerji gerçckleştirmediği tam olarak bilinmemektedir. Ancak ailesel yatkınlık olup, bu kişilere atopik bünyeli denilmektedir.
Öte yandan sanayileşmiş, gelişmiş şehirlerde alerji daha fazla görülmekte. Kırsalda ve köylerde ise daha az görülmektedir.

Allerji Nedenleri:
Doğada bir çok allerji yapıcı madde vardır. Bunlar:
Başlıca yiyecekler (portakal, çilek, muz, fıstık, deniz ürünleri ve inek sütü gibi çeşitli yiyecekler), kimyasal maddeler ve boyalar, ilaçlar, parazitler (kurtçuklar), çiçek ve ağaç tozları (polenler), ev tozları denilen akarlar, mantarlar (küfler), kedi ve köpek gibi hayvan tüyleri, bazı böcekler (hamam böcekleri gibi) ve bilinmeyen bir sürü neden mevcuttur.
Bunun dışında soğuk ve sıcak da allerji yapabilir.
Allerjiye yol açan bir çok sebep olmakla birlikle bir çok allerjik hastalık da vardır:

Allerji Tipleri:
Allerjik konduktivit: Gözlerin tekrarlayan kızarması, kaşınması ve sulanmasıyla gider.

Allerjik rinit: Burnun kaşıntısı ve akıntısıdır.

Hapşırma ve göz sulanması: saman nezlesi olarak bilinir.
Bu hastalarda göz altında koyu renk halkalar, burunla sürekli oynama, kaşıma ve burunda çizgilenme olabilir.

Allerjik sinüzit ve faranjit: Üst solunum yollarının allrjisidir. Bu hastalarda tekrarlayan öksürük (gece öksürüğü). bademcik ve geniz etleri, geniz akıntısı ve bazen hafif balgam görülür.

Astım bronşiale: akciğerlrin ve hava yollarının allerjiye cevabı ile oluşur. Aralıklı olarak tekrarlayan kuru veya krem renkli hafif bir balgamla birlikte, nöbet şeklinde öksürüğe yol açar ve solunum sıkıntısı ile hırıltıya yol açabilir. Ancak 2 yaşından önce görülen mikrobik sebeple gerçekleşen (virüslerle) ve hırıltılı solunum sıkıntısıyla kendini gösteren bronşiolit denilen hastalık ile karışabilir. Bronşiolit kesinlikle allerji demek değildir.

Deri allerjileri: Egzema, ürtiker (kurdeşen) ve döküntüler (ilaç ve gida allcrjisi) ile ortaya çıkabilir.

Sindirim sistemi allerjisi: Bağırsaklar ve midede gerçekleşen sindirim güçlüğü, ishal, gaz, karın ağrısı ve sancı yapabilir.

Anaflaksi: Allerji yapan etkene karşı aşırı cevap verme sonucu şok ve Ölüme yol açabilen allerjik bir olay olup penisilin allerjisi buna iyi bir örnektir.

Allerji Testleri ve Muayenesi:
Allerjide yol açan etkenden korunmak en önemli tedavi basamağıdır. Ama bu her zaman mümkün olamamaktadır. Yol açan etkeni bulmada deri testleri, kan testlerinden daha güvenilir ve daha ucuz bir yöntemdir.

  • Besin allerjisinde şüphelenilen yiyecekleri teker teker kesip, tekrar almak allerji sebebini bulmada yardımcı olabilmektedir.
  • Yaşanılan evin nemli, bodrum katı olması veya evde nemlendirici olması, küf ve mantar allerjisini düşündürebilir,
  • Mevsimsel ve dışarıya çıkıldığında allerjinin olması çiçek ve bitki tozlarını (polen);
  • Hastanın etrafında evcil hayvan bulunması kedi ve köpek tüyü allerjisini,
  • Yatak odasında kitap, pelüş oyuncak, halı bulunması ve ev süpürürken şikayetin artması ev tozu allerjisini düşündürebilir.
Ayrıca evde fanlı aletlerin bulunması, sigara içilmesi, egzos ve fabrika dumanları allerjik olayları arttırır.

Dikkat Allerji Değil !!!
Kreşte ve okulda tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonu (nezle, grip) geçiren hastalarda allerjik olaylar anabilir ve yanlış yorumlanabilir.
Bu hastalarda her yıl sonbaharda yapılacak grip aşıları korunmaya yardımcı olabilmektedir.
Bunlarla birlikte allerjiyle karışan bir sürü hastalığın olduğu ve bunlarında araştırılması gerektiği unutulmamalıdır.

Allerji Tedavisi:
Tedavide öncelikle ilaçlar tercih edilmektedir. Akciğerde hava yollarını genişletici aceosoller tercih edilir.
Aşılama tedavisi ise, ilaçlardan daha fazla tedavi etkinliğinin olmaması, pahalı ve hayatı riske edecek allerjik olaylara yol açacağı veya hastalığı arttırıcı etkisi olduğu için ikinci basamakta kullanılmaktadır.

Sonuç olarak çocukluk çağı allerjik hastalıkların tedavi edilebileceği, astım gibi hastalıkların ergenliğe geçişle birlikte geçebileceği akılda tutulmalıdır. Ancak bunlar ömür boyunca sürebilir. Hastaların yakın takipte tutulması ve uygun dönemlerde kontrolü gereklidir.

YENİ DOĞAN REFLERKSLERİ & HARAKETLERİ

26 Mart 2009 Perşembe

Yeni doğmuş bebeğinizi izlerken bebeğin bazı hareketleri dikkatinizi çekmiştir; bu hareketlere örnek verecek olursak, bebeğin avucunu okşarsanız parmaklarıyla elinizi kavrıp yakalar aynı şeyi ayaklarına uygulamaya çalışırsanız da aynı sonucu alırsınız; yanağınızı bebeğin yüzünüze yaslarsanız bebek emme pozisyonu ve eylemini alır. Bebeğin göz kapaklarına doku­nursanız ise gözlerini yumar kapatır.
Bebeğinizi belinden tutup ayaklarını yere bastırırsanız ayakları yürürmüşçesine havada daireler çizer.
İşte biz bu bebeklere özgü hareketlere YENİ DOĞAN REFLERKSLERİ deriz. Bu refleksler, bebeğin dunyaya uyum sağlamasında ve yaşayabilmesi için son derece önemlidirler.

YENİ DOĞAN REFLERKSLERİ

1- Emme ve Yönelme refleksi:
Bu refleks, bebeğin beslenmesinde çok önemli rol oynar, bebeğin memeyi bulup emmesini sağlar. Bebeğin yanağına veya dudağın kenarına dokunursanız bebek yüzünü o yöne çevirir ( yönelme refleksi ) ve emme pozisyonuna geçer.
Bu refleksi bebek Anne karnındayken gelişir.
Emme ve Yönelme refleksi doğum sonrası belli bir zamana kadar devam eder,bu süre bebek uyanıkken 3-4. ay, uykuda ise 7 aya kadar sürebilir.
Emme ve Yönelme refleksin olmaması, bebeğin beyin sapının bozuklarını, oksijensizliği, travma ve/veya sinir sistemini de içine alabilen ağır enfeksiyonlarını düşündürmelidir.

2- Moro refleksi ( Sıçrama refleksi):
Bebeğin sırt üstü yatarken başını ensesinden hafif kaldırın sonra arkaya doğru bırakırsanız, bebeğin ani bir şekilde sıçradığını göreceksiniz, kollarını açar sonra kapatır. Aynı zamanda bebeği ellerinden tutup vücudunu biraz havaya kaldırıp kollarını bırakırsanız da görebilirsiniz.
Ayrıca bebek uyurken ani sesler duyduğunda de bu refleksi yapabilirler.
Moru refleksi, gebeliğin 28 haftasında başlar .
Doğumdan sonra bu refleks bebeğin sinir ve kas sisteminin giderek gelişmesiyle en geç 6 ayda kaybolması beklenir.
Bu refleksin olmaması, Merkezi Sinir Sisteminin (MSS) hasar görmüş olması, ağır bir hastalık tarafından baskılanma olasılığı düşünülür.
Refleks tek tarafta alınırsa (sağ kol ya da sol kol) tepki vermeyen tarafta kolun sinirinde sorun var yada Clavikula (köprücük kemiği) kırıkları akla gelmelidir.

3- Yakalama refleksi ( Palmer et Planter Refleksi ):
Bebeğin avuçlarına veya ayak tabanına bir kalem yada parmağınızı uzatırsanız, bebek parmaklarını içe doğru kıvıracak ve parmağınızı sıkı bir şekilde tutacaktır.
Bu refleks, gebeliğin 28 haftasında başlar ve doğumdan sonra 2. ayda istemli yakalama başlayacağından kaybolmuş sayılır (istem dışı yakalama). Ancak ayaktaki refleks, 10. aya kadar devam eder.
Bu refleksin (Yakalama reflekzi) görülmemesi beyin hasarından veya sinirlerde hasarlardan şüphe ederiz.
4- Tonik boyun refleksi:
Bebek sırt üstü yatar pozusyondayken kafasını aniden bir tarafa çevirirseniz, o taraftaki bacak ve kolda dışa açılma ve gerilme, karşı taraftakilerde ise çekilme ve kapatma göreceksiniz.
Refleksi doğumdan 4 hafta (1 ay) sonra daha belirgin görürsünüz.
Bu refleksin çok uzun sürmesi ve/veya tek tarafta veya 6 aydan sonra saptanması patolojiktir.

5- Basma ve yürüme refleksi:
Bebek, koltuk altlarından tutup ayaklarını yere değdirirseniz adım atarmış gibi yapabilir.
Bu refleks 7 aya kadar sürer. Hareketlerin çok uzun sürmesi, tekrarlanması sinir sistemde bir sorun var diye düşünülmelidir.

NEDEN ANNE SÜTÜ

9 Mart 2009 Pazartesi

Yenidoğan bebeğin doğumdan hemen sonra zaman sarfetmeden yalnızca avuçta, hiç bir yere değdirmeden ılık duşa tutularak kurulandıktan,müayenesi yapıldıktan sonra ilk yapılacak işlem memeye tutulmasıdır ve önerilen bu işlemin
doğumdan sonraki ilk iki saat içinde gerçekleşmesidir. Doğumdan sonra daha ilk emzirmeler sırasında memenin bir kese gibi sütle dolu görünmesi beklenmemeli ve boş gibi görünen memenin hemen "sütü gelmemiş" damgasını alması önlenmelidir. Yine bebeğin boş gibi duran memeden alacağı tek bir yudum anne sütünün ona 25 kalori verebileceği unutulmamalıdır.
Anne sütünün dengeli yapısı 6 ay sûre ile anne sütü dışında su dahi verilmeyen bebeklere yeterli olabilmektedir.
İlk 6 ay boyunca yalnızca anne sütü ile beslenen bebekler ishal, zatürre gibi bulaşıcı hastalıklara daha az yakalanrlar ve daha sağlıklı büyürler.
Bu dönemde anne sütü ile birlikte verilecek ek besinler bebeğin emme gereksinimini azaltacağından anne sütünden yararlanmasını engeller.
İster hastalık durumu olsun isterse hava çok sıcak olsun 4 aydan önce bebeğin anne sütü dışında suya veya başka sıvılara ihtiyacı yoktur.
Doğumdan sonraki ilk günlerde salgılanan anne sütü çok besleyicidir, bebeğin sık sık (2-3 saat aralıklarla) emzirilerek bu sütten yararlanmasını sağlamak lazımdır. Anne sütünde tüm vitaminler vardır. Yeterli olmayan yalnızca D vitamidir. Anne sütü İle beslenen bebeklere 2-3 haftadan itibaren D vitamini verilmeye başlanmalıdır.

Eskiden bir alışkanlık olan boş gibi görünen memelere bakılarak "sütü gelinceye kadar" düşüncesi ile içirilen kaynamış şekerli sular, pankreasin insülin salgısını artırarak bebeği hipoglisemiye sokmakla, ayrca bebeğin çok küçük midesini doldurup, meme emmesini güçleştirdiği için önerilmemektedir.
Özellikle bu noktayı önemle hatırlatmalı: Göğüslerde süt yapımını artıran en önemli etmen bebeğin sık aralarla ve uygun bir şekilde emzirilmesidir.
Göğüslerin boşalması ile süt yapımı atar.
Bebeğin emmediği durumlarda göğüs elle veya süt pompası ile sağılarak mutlaka boşaltılmalıdır.
Çok yaygın bir kanıda annelerin sütünün yetersiz olduğunu düşünmeleridir. Bebeğin yeterince anne sütü aldığı haftada en az 150 gr. kilo alması ve günde en az 6-7kez bezini ıslatması İle anlaşılır.
Anne sütünün yetersiz olduğu düşüncesinde başka besin vermeden önce bunun nasıl Hazırlanacağı İyice öğrenilmeli ve temizlik kurallarına önem verilmelidir. Bebeklerini emziren annelerin iyi beslenmesi özellikle anne sağlığı açısından da önemlidir. Bu nedenle annelerin düzenli ve çeşitli yiyecek gruplarından beslenmeleri gerekmelidir.
Emziren anne günde en az 2 su bardağı süt veya yoğurt tüketmeli, hergün tüm besin gruplarından düzenli yemelidir.
Sigara içmemeli, çay ve kahve gibi besleyici değeri olmayan ve uyarıcı yiyecekler almamalı veya az tüketmelidir.

TONSİLİT ( BADEMCİK ENFEKSİYONU)

3 Mart 2009 Salı

Günlük kullanımda daha sık olarak bademcik enfeksiyonu olarak bilinen tonsilla, özellikle çocuk yaş grubunun kış aylarında çok yoğun olarak karşılaştığı bir sağlık problemidir. Günümüz¬de nerdeyse hiçbir çocuk yoktur ki kış aylarında bir kez bile bademcik enfeksiyonundan etkilenmesin ve bunun tedavisiyle uğraşmasın. Yetişkinlerde özellikle kış aylarında önemli işgücü kaybı problemine neden olması ve çocuk yaş grubunda en sık uygulanan cerrahi işlemin ba¬demcik ve geniz etine yönelik girişim olduğu göz önüne alınırsa, tonsilla ve onun tedavisi kulak burun boğaz hekimlerinin en çok uğraştığı sağlık problemi halini almaktadır.

Tanımı:
Tonsillit (bademcik enfeksiyonu), dil kökünde sağlı soilu birer adet bulunan, oval şekilli ve tonsilla palatina adını alan lenfoepitelyal dokunun infeksiyonudur. Tonsilla palatina, önünde ve arkasında bulunan pililerce sınırlandırılmış aynı adı taşıyan boşluk içinde yerleşen (tonsillar fossa), ağız boşluğunun yutağa açılma yerinde bulunan ve waldeyer halkası adını alan yapının önemli bir üyesidir. Bu halkanın diğer üyeleri İse adenoid vegetasyon (geniz eti), tonsilla lingua ve orofarenks arka duvarında yaygın halde bulunan lenfoid dokudur. Bulundukları yer itibarıyla dış ortamla vücut arasında önemli bir geçit noktası olması münasebetiyle waldeyer halkasının tüm üyeleri mikrobik ajanlar için ilk tutunma yeri olma özellltğine sahiptirler. Bu özellikleri nedeniyledir ki özellikle kış aylarında soğuk nedeniyle vücut direncinin düştüğü dönemlerde bu bölgenin enfeksiyonlarına fazla oranda rastlamaktayız.

Etyoloji;
Aerop ve anaerop bakteriler, virüsler, mantarlar ve parazitler tonsillite neden olabilmektedirler. Bu sayılan etyolojik ajanlar içinde en sık olarak A grubu beta hemolitik streptokok (AGS) adını alan bakterinin neden olduğu İnfeksiyona rastlamaktayız.

Klinik Tablo;
Hastalan hekime başvurmaya sevkeden en önemli şikayetler: boğaz ağrısı, yutma zorluğu, ateş. ağrılı olan boyunda şişlik varlığıdır. Bunların yanında halsizlik, uykusuzluk, iştahsızlık ve özellikle çocuk yaş grubunda gıda alımını ve nefes almada zorluk yaratabilen boğazda şişlik (tonsiller hipertrofi) yine hastaların sık şikayetleri arasında sayılabilinir. Yukarda saydığımız klinik bulgulara bakarak enfeksiyonun etkeni hakkında fikir sahibi olabiliriz. Örneğin viral ajanların neden olduğu tabloda hafif boğaz ağrısı, çok yükselmeyen ateş sözkonusu iken AGS neden olduğu bir enfeksiyonda tablo çok daha ağırdır.
Hastalık genellikle hafif kırgınlık şeklinde başlar, bunu boğaz ağrısı, yutma zorluğu ve ateş takip eder. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde genel durum bozukluğu yapabilecek boyuta varan formlara dönüş görülebilmektedir.

Tanı, ayırıcı tanı ve tedavi:
Hastalığın tanısı genellikle şikayetlerin dinlenmesini takiben yapılan muayene ile konulabilmektedir. Muayenede, tek taraflı olabilen ancak genellikle her iki temsilde yaygın hiperemi ve hipertrofi sık görülen bulgulardır. Tonsillitin foliküler döneminde sarı gri membranlar vardır. Kriptik tonsillit ise tonsilla palatinanın kriptlerini de tutarak merkeze doğru ilerleyen yaygın enflamasyonu tanımlar. Hastalığın tanısında diğer önemli bir husus ise boğaz kültürü yapmaktır.

Günümüzde neredeyse hiçbir çocuk yoktur ki kış aylarında
bir kez bile bademcik enfeksiyonundan etkilenmesin ve bunun tedavisiyle uğraşmasın. Yetişkinlerde özellikle kış aylarında önemli işgücü kaybi problemine neden olması ve çocuk yaş grubunda en sık uygulanan cerrahi işlemin bademcik ve geniz etine yönelik girişim olduğu göz önüne alınırsa, tonsilit ve onun tedavisi kulak burun boğaz hekimlerinin en çok uğraştığı sağlık problemi halini almaktadır.


Hastalığın ayırıcı tanısı vincent anjini, infeksiyöz mononükleöz. agranülasitik anjin, sifiliz, tonsilleri ilgilendiren maligniteler ile yapılmalıdır.
Hastalığın tedavisi medikal ve cerrahi olarak iki kısma ayrılarak incelenebilir. Medikal tedavide en önemli ilaç antibiyotiklerdir. Ayrıca ateş düşürücüler, beslenme durumuna göre vitamin preparatları. dekonjcstanlar beraberinde verilebilir. Antibiyotikler içinde eskiden çok yoğun kullanılan penisilinlerden son dönemde penisilinaz (betalaktamaz) üreten mikroorganizmaların oranının artması nedeniyle uzaklaşılmaktadır. Bunun yerine penisilinlerin betalaktamaz inhibitörleriyle kombine edilmiş formaları (Amoksİsilinklavülonik asit), ikinci kuşak sefalosporinler ve makrolit grubu antibiyotikler kullanılmaktadır. Etken patojen olarak anaeropların düşünüldüğü durumda klindamisin ilk seçenek olarak kullanılmaktadır. Hastaya verilen antibiyotiğin 7-10 günden daha aşağı kullanılmaması da ayrıca önemlidir.

Tedavinin bir diğer ayağını teşkil eden cerrahi ise lonsillektomidir. Tonsülektominin endikasyonlannı elekıif ve mutlak endikasyonlar olarak iki grup halinde inceleyebiliriz.

Mutlak endikasyonlar:
1-Çocukta belirgin solunum bozukluğuna ve gıda alımında zorluk olması nedeniyle kilo kaybına neden olabilen boyutta olan tonsillerin varlığı. (Hipertrofik tonsiller)
2-Tonsilde malignite şüphesi olması halinde.

Elektif endikasyonlar:
1-Sık tekrarlayan tonsillit atakları:
3 yıl boyunca heryıl 3 kez.
2 yılda yıl boyunca 5 kez veya
I yılda 7 kez.

2-Kronik tonsillit.
3-Peritonsİller apse.

Hastanın cerrahi tedavi öncesinde özellikle kan hastalıkları açısından titizlikle incelenmesi ameliyat risklerinin minimuma indirilmesi açısından son derece önemlidir. Cerrahi tedavi ancak medikal tedaviyle yeterli cevap alınamamış hastalarda gündeme gelen bir tedavi biçimidir.

BEBEKLER NEDEN AĞLAR? (GAZ SANCISI)

26 Şubat 2009 Perşembe

Susamış ve acıkmış bir bebek ağlar.
• Altını ıslatmış bir bebek rahatsız olur ve ağlar. • Kullanılan bezlerden dolayı tahriş olmuş ya da pişiği olan bebek ağlar.
• Üşüyen bebek ağlar.

Diş çıkartan bebek ağlar.
• Çeşitli hastalıkların verdiği rahatsızlık bebeği ağlatır.
• Uykudan uyandıran sıçrama ve kas hareketleri bebeği ağlatır.
• 3 hafta ile 3 aylık arasındaki bebeklerde aşırı gaz veya barsak spazmı ile birlikte gelişen ağrı linfantil kolik) bebeği ağlatır.
• Bebeklerde sindirim sistemi yeterince gelişmediği için laktaz enzimi eksikliği görülür. Bu durumun yarattığı gaz (infantil kolik) sancısı bebekleri ağlatır

İNFANTİL KOLİK (GAZ SANCISI) NEDİR?

infantil kolik; sağlıklı, iyi beslenmiş bebeklerde açıklanamayan sinirlilik ve ağlama dönemleriyle ortaya çıkar. Ağlama yoğun olabilir, kısa sürebilir ya da saatlerce devam edebilir. Ataklar genelde tipik olarak öğleden sonra ve akşamüzeri oluşur. Ancak günün herhangi bir saatinde de ortaya çıkabilir. Bu durum genellikle doğumdan sonraki 2.-3. haftada başlar ve 3.aydan itibaren sona erer. Bazen daha da uzun sürebilir.

İNFANTİL KOLİK NEDENLERİ?

Bebeklerin sindirim sistemleri ve sinir sistemleri tam gelişmediği için, ilk üç ay aldıkları besinleri gerektiği gibi sindiremezler ve kendilerini sakinleştirme yetisine sahip değillerdir. Sebepsiz ağlarlar. Bu nedenlerle birlikte beslenirken ve ağlarken yuttukları hava da gaz sancısının artışına neden olur. Ayrıca yeni doğanların sindirim sistemleri tam gelişmediği için laktaz enzimi eksikliği görülür. Laktaz enzimi, ince bağırsakları döşeyen hücreler tarafından oluşturulan bir enzimdir. Laktaz eksikliği (Laktoz Intoleransı) bebeklerin ve çocukların süt ya da süt ile üretilmiş ürünleri sindirememesine neden olur. Laktaz enzimi eksikliğine bağlı olarak gaztkolikl sancısı oluşur. Laktoz Intoleransı (Laktaz eksikliği), infantil koliğin önemli sebeplerinden birisidir.

İNFANTİL KOLİKLİ BEBEKLERİN HAREKETLERİ:

• Sürekli ve yüksek sesle ağlarlar.
• Yüz ifadeleri kızgındır.
• Ağlarken sert ve şiş bir karına sahiptirler.
• Ayaklarını karınlarına doğru çekerler.
• Yumruklarını sıkarlar.
• Uykuya dalmakta zorlanırlar.
• Uyku düzenleri bozulur.

İNFANTİL KOLİK SANCISI NASIL GİDERİLİR? DAVRANIŞSAL YAKLAŞIM:

• Bebek; kucakta, pusette, yatağında, hamakta, altı haftalıktan büyükse otomatik bebek salıncağında ritmik şekilde sallanabilir. Ancak, çok sert sallamanın boyunda zedelenmeye yol açabileceği unutulmamalıdır.
• Bebeğin kucağa alınıp annenin/bakıcının göğsüne yaslanmış şekilde ve ona sarılarak sıkıca tutulması bebekte güven hissi uyandırır. Bu arada sırtına hafifçe vurularak yapılan femas da yararlı olabilir.
• Annenin/bakıcının sırt üstü yatarak bebeği kendi gövdesi üzerine yüzükoyun yatırması ile bebek kısa bir süre sakinleşebilir.
• Bebeğin daha sık ve mümkün olduğu sürece anne sütü ile beslenerek, tok olması sağlanmalıdır. Anne sütü dışında beslenen bebekler için kullanılan biberon deliklerinin uygun büyüklükte olmasına dikkat edilmelidir.
• Bebek arabası ile gezdirilebilir.
• Bebeğe müzik dinletmek ya da şarkı söylemek bebeği rahatlatabilir.
• Bebeğe ılık banyo yaptırılıp ardından masaj yapılması, okşanmaktan ve dokunulmaktan hoşlanan bebekler için sakinleştirici olabilir.
YARDIMCI ÜRÜNLER:

• Doktorunuz veya eczacınızın tavsiyesine göre bitkisel içerikli ürünler kullanabilirsiniz.
• Laktaz enzimi içeren ürün kullanarak bebeğinizin henüz gelişmemiş sindirim sistemini destekleyebilir ve ağlamasını durdurabilirsiniz.
MASAJ UYGULAMASI:

Spazm çözebilecek bitkisel içerikli yağlarla masaj yaparak bebeğinizin
rahatlamasını sağlayabilirsiniz.