KANSER VE TEDAVİSİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KANSER VE TEDAVİSİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

KANSER NEDİR?

27 Nisan 2009 Pazartesi

Vücudun yapı taşları olan hücreler bir araya gelerek dokuları, dokular ise organları oluştururlar.
Bu döngüde, kanser organlarda ve dokularda değil, hücresel aşamada başlar. Normal olarak vücudun ihtiyacına göre bu hücreler oluşur, büyür, bölünür ve gerekli olan yeni hücreleri meydana getirirler.
Yaşlandıklarında ise ölürler ve yerlerine yenileri gelir.
Bazen bu döngü bozulur; vücudun kontrolü dışında fazla miktarda hücre oluşur veya yaşlı hücreler ölmeleri gerektiği halde ölmezler.

Bu anormal hücrelerin kontrol dışı büyümesi sonucu oluşan doku kütlesine tümör denir. Tümörler iyi veya kötü huylu olabilir.

Kötü huylu olanlar, yani kanserler;
a. Hayatı ciddi şekilde tehdit ederler,
b. Bazen vücuttan çıkarılabilirler ancak yeniden büyüyebilir; yani nüks
edebilirler, belirgin olarak azaldığı görülmektedir. Bunun nedeni kesinlikle kanserin erken safhada saptanması ve ilerlemiş tedavi metotlarıdır.
c. Kanser hücreleri komşu organlara ve dokulara yayılabilir ve onlara zarar verebilirler. Sadece komşu değil uzak organlara da atlayabilirler ve yeni tümörler oluşturabilirler.

KANSERE HAZIR MIYIZ?

Kanser, bugün her üç kişiden birinin ömrü boyunca yakalanabileceği yaygın bir hastalık haline gelmiştir. Kansere yakalanan hasta sayısı tüm dünyada giderek artmaktadır. Araştırmalara göre 2020 yılında dünyada kanser hastaları sayısına 20 milyon kişinin daha ekleneceği öngörülmektedir.
Türkiye'de ise her yıl on binlerce yeni kanser teşhisi konuyor. Kadınlarda en sık meme ve rahim, erkeklerde ise prostat ve akciğer kanseri görüyoruz.

Rakamlar korkutucu da olsa, erken tanı ve koruyucu tedbirler sayesinde birçok kanser türü %90-95 oranında önlenebılmekte veya iyileştirilebilmektedir.

Bunun için yapılması gereken; kansere yakalanmadan koruyucu tedbirleri almak, düzenli aralıklarla kanser taraması yaptırmak ve en kötü ihtimalle, bu taramalarla tümörü erken evrede yakalayarak henüz ilerlemeden yok etmektir.
Sonuç olarak kanser, önlenebilirve erken teşhisle tedavi edilebilir bir hastalıktır. Kanserden değil, geç kalmaktan korkmalı, dolayısıyla kanser sizi bulmadan siz onu bulmalısınız. Yani düzenli check-up yaptırmalısınız.

RAHİM KANSERİ VE TEDAVİSİ

30 Mart 2009 Pazartesi

Rahim kanseri kadınlarda en sık görülen genital kanserdir. Kadınlarda görülen tüm malignitrlerin %8.4'önü oluştururken, kansere bağlı ölümlerin %4'ünü oluşturur.
Sıklıkla görüldüğü yaş gnıbu 50 ve 70 yaş arasıdır. Hastaların %75'i menapozdaki kadınlardır.
Rahim kanserleri genel adı altında rahim gövdesinin kanserleri ve rahim ağzı kanserleri anlaşılmaktadır. Biz bu yazıda rahim gövdesi kanserlerinden bahsedeceğiz.

RAHİM KANSERİNİN RİSK FAKTÖRLERİ:
Rahim kanseri gelişiminde üzerinde durulan bazı risk faktörleri vardır. Bunlar:

  1. östrojen kullanımı,
  2. şişmanlık,
  3. yüksek tansiyon,
  4. şeker hastalığı,
  5. doğum yapmamış olmak,
  6. kronik anovulasyon,
  7. pelvik ışınlama ve geç menapozdur.

Hastalarda en yaygın (%70-80) görülen şikayet vaginal kanamadır. Vaginal akıntı ve kötü koku %'30 sıklıkta görülür. Tanı anında hastaların çoğıda tümör rahim içinde sınırlıdır. Fakat ileri vakalarda hasta karnında kitle, sıvı toplanması, barsak şikayetleri ile de başvurabilir.
Rahim kanseri için günümüzde rutin uygulanan bir tarama yöntemi yoktur. Kanser ve öncesi lezyonlarının tanısı için etkin yöntem anormal kanama şikayeti olan kadınlarda endometrial biopsi, fraksiyone dilatasyon ve küretaj ile patolojinin değerlendirilmesidir.
Operasyon sonrası patolojik değerlendirme yapıldığında hastalığın bundan sonraki gidişi konusunda bize bilgi veren bazı parametrelere bakılır: Hücre tipi, tümör gradı, myometrial invazyonun derinliği, vasküler invazyon, rahim ağzına yayılımı hastalığın risk faktörlerindendir.
Diğerleri karın içi tümör yayılımı olması, pelvik ve aortik lenf bezlerine hastalığın yayılmış olmasıdır.

RAHİM KANSERİNİN TEDAVİSİ:
Rahim kanserinde standart tedavi yöntemi cerrahidir.
Tek başına cerrahi yineleme riski düşük olan ve rahim dışına çıkmamış lezyonlarda uygulanır.
Işın tedavisi lenf nodu yayılımı ve yineleme risk faktörlerini taşıyan tüm hastalarda uygulanır. Bu hasta grubunda ışın tedavisi standart tedavinin bir parçasıdır, ileri hastalıkta tedavi cerrahi, ışın tedavisi ve ilaç tedavisi kombine ışın tedavisi uygulanmaktadır.
Rahim kanserinde ışın tedavisi, operasyon öncesi ve/veya sıklıkla operasyon sonrası uygulanırken, medikal nedenlerle öpere edilemeyen (amaliyata dayanamayan) veya operabilite sınırlarını aşan hastalarda tek başına uygulanabilmektedir.
Birçok kanser türünde olduğu gibi rahim kanserinde de hastalığın erken evrede yakalanması ve gerekli tedavilerinin yapılmasının hastalıkla mücadelede bize avantaj sağladığını unutmayalım ve sağlığımız için her zaman duyarlı olalım.

MEME KANSERİ

11 Mart 2009 Çarşamba

Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser tiplerinin başında gelir. Yaklaşık her 1315 kadından bir tanesi, hayatının herhangi bir yaşında meme kanserine yakalanmaktadır. Bu hastalığın erken devrede teşhis edilmesi ile hayat kurtulabilir.
Birinci devrede yakalanarak tedavi edilen kadınların %85-90'ı tamamen iyileştirilebilmektedir.
Geç kalınma sûresi arttıkça iyileşme ihtimali de o nispette azalmaktadır. 0 zaman bu oran % 50'ye, hatta daha İleri evrelerde %10-15'e kadar düşmektedir.
35 Yaşın altındaki kadınlarda seyrek görülen meme kanserine, bu yaştan sonra daha sık olarak rastlanmaktadır. Meme kanserli kadınların %75'i 50 yaşın üzerinde bulunmaktadır. Ama diğer taraftan seyrek bile olsa 20 yaşın altındaki genç kadınlarda da bu hastalığa rastlanmaktadır.
Bu hastalığı tedavi olanaklarının fazla olduğu erken dönemlerinde yakalayabilmek İçin ilk belirtilerini çok iyi bilmek gereklidir. Bunlar şöyle özeüenebilir:

MEME KANSERİN BELİRTİLERİ:

1-Meme cildinde belirli bir yerde sertleşme, kızarma, kalınlaşma. İçeri çökme, portakal kabuğu gibi ufak çöküklenmeler gösterme.
2-Meme başının içeri çekilmesi.
3 Meme başından akıntı gelmesi (Bu akıntı kanlı veya kansız olabilir)
4-Memenin içersinde, herhangi bir yerinde şimdiye kadar farkedilmemiş ağrılı veya ağrısız sertlik, şişlik veya bir kitlenin ele gelmesi.
5-Memenin İçersinde, varlığı evvelce bilinen kitle ve doktorlarında görmüş olduğu sertliğin kıvam değiştirmesi, büyümesi veya yaygınlaşması.
6-Boyunda veya koltuk altında yuvarlak şişliklerin oluşması.

Bu belirtileri öğrenen kadınlar ayda bir defa olmak üzere kendi memelerini kontrol etmelidirler. Adet görenlerde kanamanın bittiği günlerde bu muayenenin yapılması daha uygundur. Adetten kesilmiş olanlarda ise. ayın herhangi bir gûnû yapılabilir.

MEME MUAYENESİ NASIL YAPILIR:
Memenin içindeki değişiklikler, yıkanırken sabunlu vaziyetle kaygan cilt altında ele daha kolay gelmektedir. Banyodan sonra ayna karşısında ciltteki değişmeler, kızarmalar, meme başının durumu gözden geçirilir. Kollar havaya kaldırıldığında normal pozisyonda, belli olmayan cilt çekintileri ve her iki meme arasındaki simetri farklılıkları göze çarpar.
Daha sonra sırt üstü yatarak meme içerisindeki dokular ve önceki incelemelerde dikkati çekmiş olan alanlar varsa bu bilgiler ayrıca elle araştırılır.
Bu araştırma, memenin her bölgesini kapsamalı ve yumuşak, dairesel bir hareketlerle devam ettirilmelidir. En son olarak da meme başı arka bölümünden hafifçe sıkılarak bir akıntı olup olmadığı anlaşılmalıdır. Memesinde dikkat çeken bir değişiklik tespit eden kadın vakit geçirmeden bir uzman doktora başvurmalıdır.
Doktor da aynı muayeneleri tekrarlayacaktır. Eğer o da bu değişimin patolojik bir oluşuma bağlı olduğu sonucuna varacak olursa daha ileri incelemelere geçecektir.

MAMMOGRAFİ:
Bu durumda yapılması gerekli olan tetkik "mamografi" olmalıdır.
Mammografide düşük dozlu röntgen ışınları ile memelerin filmleri alınır ve şüpheli alanlar değerlendirilmeye çalışılır. Kuşkular devam ediyorsa, bu defa İğne ile veya ameliyatla doku örnekleri alınarak mikroskopta incelenmelidir.
Kesin kanser tanısı konduğunda ise süratle tedaviye geçmeli ve cerrahi, ışın ilaç tedavilerinden hangilerinin, ne şekilde uygulanacağı kararlaştırılarak enerjik bir girişimle tedavi tamamlanmalıdır.

RAHİM AĞZI KANSERİ ( SERVİKS KANSERİ )

10 Mart 2009 Salı

Rahim ağzı kanseri dünyada meme kanserinden sonra İkinci en önemli kadın kanseri olarak tanımlanıyor. Yılda yaklaşık 440 bin kadın bu hastalığa yakalanıyor. Serviks (latince. boyun anlamına gelir), rahmin dar ve silindirik uzantısıdır.

RAHİM AĞZI ( SERVİKS ) NEDİR - NERDE BULUNUR?

Vajinaya ön vajinal duvardan girer ve çoğunlukla vajinayla dik açı yapar.
Genellikle rahim boynu 2-4 cm uzunluğundadır. Serviks vajina boşluğuna dış 05" (ağız) ile açılır ve bu bölgeye de 'Rahim ağzı' denilir.
Rahim boynu (serviks) ve rahim ağzı çok sayıda ve çeşitli Benign (selim) ve Malign (habis) hastalıklarla karşılaşan bir bölgedir.
Bunlardan servikal kanalın doğuştan darlığı, sancılı adet ve kısırlığa kadar neden olabilir.
Servikal polipler, birkaç mm'den 3 cm kadar değişen boyudarda genellikle şikayet vermezler. Bazıları vajinal akıntı ve kanamalara yol açabilir.

Serviks iltihabı ve servisit öyle yaygındır ki aktif ve kronik inflamasyonsuz bir örneği bulmak için çok uzun ve zahmetli arayışlar gerekir.
Serviks yaşam süreçleri esnasında, devamlı travmaya açıktır; doğum ve koitus (Cinsel ilişki) bu örneklerdendir. Serviks iltihabının etkeni genellikle mikrobik ve viral enfeksiyondur. Kronik servistin en sık görülen klinik belirtisi rahim ağzında yara (servikal erezyonu'dur).
Serviksin diğer selim lezyonları da Servical Tüberküloz, Servikal Sifilis, Herpe virüslere bağlı herpetik lezyonlar. Servical myom, Hemangium ve Condylomata Acuminata siğil benzeri oluşumlar.
Rahim ağzının hücre ve doku analizine ve doğrudan fizik muayeneye açık oluşu, kanser tehlikesinin ayrıntılı incelenebilmesine önemli ölçüde olanak sağlamıştır.

BELİRTİLER:
Rahim ağzı kanserinin tanısında ilişki sonrasında lekelenme, menstrül siklus arası kanamalar ve menapoz sonrası kanamalar dahil düzensiz ve sıklık olmayan rahim kanaması, bir rahim ağzı hastalığına işaret edebilir.

Kanın vaginal kanaldan vücut dışına çıkması hastanın bu kanamaları farketmesine yol açar. bizde hastamıza bu tür olaylarda doktoruna başvurmasını öğretmeliyiz.

Bu hastalığın tedavisinde, erken davranmanın yararı tartışılmaz. Bilinen ağrı ve kilo kaybı belirtilerini beklemek hastanın rahim kanserinden kurtulması için artık yararlı olamaz.
Bu son belirtiler ancak ilerlemiş ve genellikle iyileşemez hale gelmiş bir evrede ortaya çıkar.
Hiçbir belirti vermeyen hastalarda muayenede hiçbir belirgin değişikliğin bu hastalığı nasıl teşhis edebiliriz.
Bu durumda Papanicolaou'nun hücre inceleme yönteminin değeri kolaylıkla anlaşılabilmektedir. Aynı teste PAP testi veya Smear (süzüntü) testi olarakta kullanmaktayız.
Bu yöntem ile gerçekte servika! kanserin mutlak kontrolünü sağlayabilecek nitelikteyiz.
PAP Testin büyük başarısının nedenleri şunlardır:

1- Basit bir klinik test oluşu; örnek almak
doktor için kolaydır ve hastayı rahatsız etmez.
2- Bir tarayıcı önlem olarak, hastalık şikayeti vermeyen kadınlarda da kullanılabilir.
3- Rahim ağzından parça (Biopsi) alınması için bir uyandır.
4- Yüksek tanı yeteneği, tedavinin, iyileşmenin garanti olduğu dönemde uygulanmasını sağlar.

KORUNMA:
Rahim ağzı kanserinden korunmak için seksüel aktif olan veya 18 yaşına gelmiş tüm kadınlar, yılda bir pap testi ve pelvis muayenesinden geçmelidir. Biz kadının ardarda üç veya daha fazla sayıda yıllık incelemeleri normal cevap verdiğinde doktorunun uygun görmesi koşuluyla pap testleri daha seyrek yapılabilir. Bu önerimizin esası, yıllık taramalarda, sürekli biçimde negatif 'smear'i olan kadmların sonradan bir pozitif smear'i oluşturma ihtimalinin düşük olmasıdır.

Rahim ağzı hastalıkların epidemiolojisi İyice araştırılmıştır. Bu konuya ilişkin bazı çalışmalara göre alt sosyoekonomik statüdeki kadınlarda, ilk ilişkiye erken yaşlarda girenler, hayat kadınları da, çok partnerle ilişkiye giren kadınlarda ve herhalde herpesvirüs tip2 veya insan papillamavirüsü (HPV) ile enfeksiyona maruz kalan kadınlarda bu hastalığa daha sık rastlanmaktadır.

80'den fazla türü olan HPV'nin kansere neden olan dokuz türü saptanmıştır. Özellikle rahim ağzı kanserlerinin erken dönemde anlaşılması açısından büyük önem taşıyan teste genital bölgeden alınan örneklerde son zamanlarda virüslerin DNA'sı araştırılıyor.

1907'lerden beri bilinen HPV virüs grubunun tanısı için ne yurtdışında ne de ülkemizde şimdiye kadar olanak vardı.
Daha çok bu virüslerin yol açtığı bir lakım deformasyonlara hücre şekil değişikliklerine mikroskop altında bakarak (PAP) SMEAR testiyle tanı konurdu.
Son yıllarda yeni teknoloji geliştirildi Moleküler biyoloji yöntemleriyle virüslerin genetik yapısını DNA'ya bakarak saptamak mümkün oldu.

TEDAVİ:
Rahim ağzı kanserinin tedavisi genellikle cerrahi yöntemdir. Radyoterapide tercih edilir çünkü MORBİDİTE (Hasta olmak - hastanede yatma) daha düşüktür. normal dokuların korunması daha fazladır.

Erken rahim ağzı kanser vakalannda PROGNOZ (Seyir) çok iyidir. %100 iyileşme beklenebilir.
İlerlemiş vakalarda. PROGNOZ bu kadar umut verici değildir.
Rahim ağzı kanserlerinin ASEMPTOMATİK (Belirti vermeyen) fazla olabilmelerine rağmen bugünün olanaklarıyla saptanmaları mümkündür ve bu tekniklerin yaygın kullanımı sayesinde son 30 yılda rahim ağzı kanser insidansı belirgin biçimde düşmüştür.
Rahim kanserinin bu gelişim kavramı, çoğu jinekoloğun yakın gelecekte bu hastalıkların tamamen kontrol altına alınabileceğine inanmalarına yol açmıştır.
Bugünkü DİAGNOSTİK ve TERAPOTİK tekniklerle rahim kanserinden ölümün tamamen ortadan kaldırılması beklenebilir.