CERRAHİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
CERRAHİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

MİDE FITIĞI (HİATUS HERNİSİ)

6 Haziran 2009 Cumartesi

Bilindiği gibi özofagus (Yemek Borusu) diyafragmadaki bir delikten geçerek, göğüs boşluğundan karın boşluğuna ulaşıp midenin kardia (midenin üst bölümüne) bölümüne açılmaktadır. Özofagusun, diyafragmada içinden geçtiği deliğe “Hiatus özofajikus” denilmektedir.
Bazı durumlarda özofagusun karın boşluğu içindeki bölümü ve midenin kardia bölümünün bir kısmı, diyafragmadaki “Hiatus özofajikus “tan geçerek göğüs boşluğunda fıtıklaşmaktadır.
Bu fıtıklaşma olayına genel anlamda “Hiatus hernisi” denilmektedir. “Herni”, fıtık anlamındadır.
Hiatus hernileri başlıca 2 çeşittir, bunlar:

  1. TİP-I (Aksiyel, kayma-sliding)
  2. TİP-II (Para-Özofageal, Rolling-Dönen)
1) “Slayding hernisi” (kayma fıtığı) vakalarında ise midenin kardia bölümü ve özofagusun son bölümü, karm boşluğundan göğüs boşluğuna fıtıklaşmıştır. Röntgen incelemesinde özofagusun, yukarı kaymış olması nedeniyle adeta bollaşıp kendi üzerinde kıvrımlar yaptığı görülebüir.

2) “Paraözofageal herni” vakalarında ise midenin kardia bölümü yerinde kalır, özofagusun alt bölümü de yerindedir, fakat midenin fundus bölümünün bir kısmı diyafragmadaki hitaus denilen delikten geçerek, göğüs boşluğunda fıtıklaşır.

“Doğumsal kısa özofagus” durumunda özofagus kısa olduğundan, midenin kardia bölümü ve fundusun bir bölümü göğüs boşluğu içinde bulunmaktadır. Midenin bu bölümleri, göğüsteki damarlardan kan alır. Normalde mide yalnızca karın boşluğundaki damarlardan kan alır. Bu gibi doğumsal vakalarda midenin göğüs boşluğundaki bölümünde seroza tabakası bulunmaz.


Hiatus hernilerinde gelişecek olan tek belirti, mide içindeki asitli besinlerin özofagusa kaçmasıyla buradaki dokuyu uyarıp genellikle göğüs kemiği altında hissedilen bir yanma hissidir. Bu yanma hissine “Pirozis” adı verilir. Bu durum genellikle yemekten sonra yatınca, öksürünce ya da eğilindiğinde ortaya çıkmaktadır, Paraözofageal herniler daha az belirti verirler.

İnsanların yaklaşık %40′mda hiatus hernisinin varlığı röntgen incelemesiyle saptanmıştır. Ancak bunların ancak az bir bölümü, klinik belirti vermektedir. Hastalığın tedavisi cerrahidir. Ancak yalnız klinik olarak yakınmalara yol açan vakaların tedavi edilmesi gerekir. Röntgende hiatus hernisi teşhis edilen her vakanın ameliyata alınması yanlıştır, gereksizdir. Reflü sonucu özofagusa gelen asitli maddeler, önce “Reflü azofajiti’ denilen bir özofagus iltihabına yol açarlar. Bu zamanla özofagusta “Peptik ülserlere” dönüşebilir. Peptik ülserler ise nedbe dokusuyla iyileştiklerinde bu bölgede Özofagus darlığına yol açarlar. Özofagus darlıkları da yutma güçlüğüne neden olabilirler. Sözünü ettiğimiz bu gelişmeler, yalnız reflüsü olanlarda ortaya çıkar.

Reflü belirtisi ve buna bağlı olarak pirozis gelişmiş olan hastaların sık, fakat az miktarda yemek yemeleri, yemekten 2-3 saat sonra yatmaları ve antiasit bir ilaç kullanmaları yararlı olabilir.

Reflü (GastroÖzofagial Reflü Hastalığı)

Mide içeriğinin sık olarak özofagusa (yemek borusuna) geçmesi ve irritasyonla alt özofagus bölgesinde inflamasyona (yangı - iltihap) yol açması halidir. En sık rastlanan belirtisi yemekten bir saat sonra ortaya çıkan pyrozis, sternum (göğüs ortasındaki kemik) arkasında duyulan yanma hissi (heartburn)dir.

Mideye geçen gıdalar burada mide asidi ve sindirim enzimleri ile karıştırılırlar. Midedeki gıda ve sıvıların yemek borusuna geri kaçması birkaç mekanizma ile engellenir. Çünkü yemek borusunu kaplayan mukoza denilen tabaka bu sindirim sıvılarına dayanıksızdır.

Bu mekanizmalardan biri LES (Alt Özofageal Sfinkter) denilen, yemek borusunun alt ucunda yer alan yüksek basınç bölgesidir. Eskiden reflünün oluşumu doğrudan bu kasıcı mekanizmanın bozulmasına bağlanırdı. Son yıllarda önemi anlaşılan diğer bir mekanizma ise GEV (Gastroözofageal Valv) denilen, karın içindeki yemek borusunun mideye girişinde meydana getirdiği açıdan kaynaklanan mekanizmadır. Eskiden LES, reflü bariyerinin en önemli elemanı kabul edilirken, son bulgular GEV'in çok daha önemli olduğunu kanıtlamıştır. İşte bu mekanizmaların bozulması ile mide içindeki asid ve sindirim enzimlerinin yemek borusuna geri kaçarak burada tahriş oluşturması ile ortaya çıkan tabloya gastroözofageal reflü veya kısaca reflü denmektedir.

Basit Önlemler:
  1. Yatağın başının kaldırılması
  2. Yatmadan önce yiyecek ve içeceklerden uzak durmak
  3. Sıvı antasid alımı (yemeklerden 1 veya 3 saat sonra ve yatmadan önce 30 ml)
  4. Sigara, Alkol YASAK
  5. Zayıflamak
  6. Özofagus sfinkter basıncını azaltan yiyecek ve ilaçlardan kaçınmak

MALLORY WEİSS SENDROMU

Özofagusun (Yemek Borusu) son bölümü ile kardiayı (Midenin ilk bölümü) içeren uzunlamasına yırtıkların ortaya çıkmasına “Mallory-Weiss” sendromu denilmektedir.
Yırtık kanamaya yol açmaktadır. Nitekim sindirim kanalının üst bölümlerindeki kanamaların %5 kadarı bu yırtıklara bağlı olarak gelişmektedir. Yırtıkların %60 kadarı kardiaya yerleşmiştir.
Hastaların çoğu alkoliktir ve hiatus hernisine (mide göğüs boşluğuna fıtıklaşması) sahiptir.
Sürekli ve şiddetli kusmalar, ıkınma, geğirme sonucu yırtık gelişebilir. Normal bir kusmadan sonra “hematemez” (kan kusma) ve melena (katran renginde kanlı cıvık kıvamlı dışkı çıkarma) gelişmişse Malory-Weiss sendromundan kuşkulanmak gerekir.

Çoğu hastada kanama kendiliğinden durur. Ancak kanamanın durmadığı vakalarda yırtığın dikilmesi gerekir. Ameliyat edilmeyen vakalar, hastanede kontrol ve bakıma alınmalıdır.

ŞOK

ŞOK NEDİR?
Tıpta da akut dolaşım yetmezliğiyle ortaya çıkan çok ağır ve hayati ciddiyet belirten bir sendromu anlatır. Dolaşım yetmezliği kan basıncının düşmesine ve iç organlarla çevre dokulara giden kanın aniden azalmasına bağlı belirtilere yol açar.

ŞOKUN BELİRTİLERİ:
Şok durumunda tansiyon düşüldüğünün yanı sıra bilinç kaybına kadar varabilen bilinç bulanıklığı, şiddetli solgunluk, deride nemlilik, nabızda hızlanma ve zayıflama, solunum güçlüğü (hava açlığı), şiddetli susama, idrarda azalma ve beyindeki dolaşım bozukluğuna bağlı olarak bunaltı, huzursuzluk, saldırganlık, uyuklama gibi belirtiler görülebilir. Hastada bu belirtilerin hepsi bir arada bulunmayabilir; herhangi birinin tek başına bulunması da şok tablosuna işaret etmeyebilir. Sendromunun ortaya çıkma nedenlerine ve gelişme süreçlerine göre başlıca dört şok tipi ayırt edilebilir.
Kalp kökenli şok kalbin kasılması (sistol) sırasında pompalanan kan miktarının düşmesine bağlıdır. Kalp kasına zarar veren enfarktüs ya da iltihap (miyokardit) ve kalp karıncıklarının yetersiz dolmasına yol açan ritim bozuklukları ya da kalp dış zarında sıvı birikmesi gibi bir nedenle kalbin pompaladığı kan miktarının düşmesi sonucunda gelişir.
İkinci tip şok dolaşımdaki kan hacminin birden ve önemli ölçüde azalmasına bağlıdır. Bu tip şok kanamalarda, yanık, şiddetli ishal gibi durumlara bağlı organik sıvı kayıplarında ve travmalarda ortaya çıkar.Septik şok bakterilerin salgıladıkları endotoksinlerin etkisiyle dolaşım sisteminin zayıflamasına ve kan basıncının düşmesine bağlıdır.
Sinir sistemi kökenli (nörojen) şok ise gerek omurilik hastalıklarında görüldüğü gibi kan damarlarının çapını denetleyen sinirsel iletinin kesilmesi, gerek şiddetli bir ağrı ya da güçlü bir duygu nedeniyle kalp atışlarının refleks olarak yavaşlaması sonucunda ortaya çıkabilir.

ŞOKUN NEDENLERİ:
Şok temelde dolaşımdaki kan miktarının azalmasıdır; dolayısıyla kan ya da plazma kaybına yol açan bütün durumlar şokla sonuçlanabilir. Bu tür durumların başında yaralardan kaynaklanan dış kanamalar ve tümör ya da ülser yakınındaki bir kan damanmn aşınmasıyla ortaya çıkan iç kanamalar gelir. İkinci sırada yanıklar önemlidir; yanık alanındaki küçük damarlardan bol miktarda plazma sızar. Bağırsak tıkanmalarıda yanıklara benzer; bu durumda plazma tıkanma noktasmda bağırsak duvarından sızar. Şiddetli ishalde ya da uzun süreli kusmanın yol açtığı aşırı su ve tuz kaybı en sık görülen öteki şok ne denlerindendir. Sıvı bölümü azalan kan koyulaşır, böylece dolaşımdaki kan miktarı da azalır.
Kan besleyici maddelerin ve özellikle oksijenin dokulara ulaşmasını sağlar. Yaşamsal nitelikteki bu işlevin bozulması organizma açısmdan çok büyük sorunlar yaratır. İlk ve en önemli sorun atardamarlardaki kan basıncınm bazen çok şiddetle düşmesidir. Tansiyon düşmesiyle birlikte dokulara kan akışı da tehlikeli ölçüde azalır; hücrelere yeterli oksijen gitmediğinden hastalık belirtileri ortaya çıkar. Şok belirtileri zamanla bütün vücuda yayılır ve oksijen azlığına çok duyarlı olan sinir sistemi bu durumdan öncelikle etkilenir. Deri damarlarındaki kan miktarı çok azaldığından hasta çok solgun görünür. Ayrıca solunumu sıldaşır; bunun nedeni kana olabildiğince fazla miktarda oksijen sağlamaktır.
Hasta çevresiyle ilişkisinin kopmasına yol açan bir uyuşukluk içine girer. Bununla birlikte genellikle huzursuzdur ve bunaltı eğilimi gösterir.
Nabız çok hızlı ve zayıftır, çünkü vücut şokla karşılaştığmda edilgen kalmaz. Çeşitli savunma mekanizmaları hemen harekete geçer. Bunların en önemlisi böbreküstü bezlerinden adrenaun ve noradrenalin adlı hormonların salgılanmasıdır. Noradrenalin dokularda sempatik sinir lifleriııin uçlanndan da
salgılanır. Adrenalin daha çok kalp üzerinde etkilidir; kalp atışlannı hızlandınr. Noradrenalin ise vücudun bütün küçük atardamarlarını daraltır. Bu düzenleyici süreçlerin yararı açıktır: Ritmi hızlanan kalp, dolaşıma daha fazla kan verir. Kasılarak daralan atardamarlar dolaşımda bulunan az miktarda kana uyum sağlayacak duruma gelir. Bu uyumun sağlanamaması kanın çok geniş bir damar yatağmda dağılarak çevrede göllenmesine ve hastanıiı ölümüne yol açar. Söz konusu iki savunma süreci birlikte kamn damarlarda normalden daha hızlı dolaşmasmı sağlar. Böylece dokulara en azından yaşamı sürdürecek düzeyde oksijen ulaşır. Kan ya da plazma kaybı bu süreçlerle karşılanamayacak kadar şiddetliyse beyne giden oksijenin yetersiz kalması nedeniyle hasta bilincini yitirir. Oksijen eksikliğinden etkilenen çevrel küçük damarlar da gerginlilderini yitirerek genişler; kan çevrede özellikle karın organlarmda göllenir ve kalbe geri dönemez. Böylece hasta şokun geriye dönüşü olmayan evresine girer.

Yapılması Gerekenler;
Acil durumlarda olayın nedenleri bir yana bırakılarak, öncelikle tablonun ağırlaşması önlenmeli ya da şok belirtileri henüz tam yerleşmemişse bunların ortaya çıkınası engellenmeye çalışılmalıdır.
İlk önlem hastayı yatırarak bacaklarının vücudundan yüksekte kalmasını sağlamaktır. Böylece kanınkalbe dönüşü kolaylaşır ve başta beyin dolaşımı olmak üzere kan dolaşım iyileşir. Dolaşıma yardımcı olmak için sıkı giysiler de gevşetilmelidir. Daha sonra hasta örtülerek sıcak tutulur. Anıa aşırı sıcak uygulanınamalıdır; aşırı sıcak derideki damarların daha da genişlemesine yol açarak dolaşım bozukluğunu ve tansiyon düşüklüğünü şiddetlendirir. Şok bir kanamaya bağlıysa, kanama hemen denetim altına alınmalıdır. Ayrıca daha kapsamlı tedavi için beklerken, hastanın olabildiğince fazla sıvı alması sağlanmalıdır. Hasta su içebiliyorsa. şekerli ya da tuzlu bir eriyik verilir. Tuzlu eriyik 1 litre suda bir kaşık sofra tuzu eritilerek hazırlanır.

SÜNNET

16 Nisan 2009 Perşembe

sünnet: Steril koşullarda penisin baş kısmını örten deri parçasının cerrahi olarak kesilerek alınması ve kalan deri sınırlarının kendiliğinden emilebilir ipliklerle dikilmesidir.
Bu tanımda steril koşullardan gayet:
Tüm işlem boyunca tam olarak mikropsuz bir ortamın sağlanması, cerrahi olarak kesilmesinden gayet: kullanılan tüm aletlerin tamamen mikropsuz ve cerrahi standartlara uygun olmasıdır.
Daha açık bir ifadeyle, ilaçla silinerek mikropsuz bir hale getirilen penisin yine steril bir örtüyle örtülmesi, eldiven, bıçak ve dikişlerin sadece o sünnet işlemi için kullanılıp atılması gerekmektedir.

Dolayısıyla steril koşulların sağlanamadığı, cerrahi koşullara uymayan: "toplu sünnet", "ev sünneti", "doktor haricinde kimselerin yaptığı sünnet" kavramları sağlık kurallarıyla bağdaşmamaktadır.

O halde sünnet, basit görülmesine rağmen tam ve gerçek bir cerrahi işlemdir ve doktorlar, tercihen de operatör doktorlar tarafından hastane ortamında yapılmalıdır.

Sünnet çocuklukta her yaşta yapılabilir. Ancak sünnet derisi ağzında darlık varsa, sünnet dersi sık eafekte oluyorsa sünnetin en kısa sürede yapılması uygun olur.
Sünnet, penisin mevzi uyuşturulması veya narkoz altında çocuğun tam uyutulmasıyla yapılabilir.
3-6 yaş arası çocuklarda algılama ve kavrama güçlüğü olabileceğinden, bu yaşlarda narkoz ile sünnet önerilebilir.
Ancak mevzi ( lokal ) uyuşturma bu yaşlarda dahi olmak üzere tüm yaşlarda tercih edilen bir yöntemdir.
Önemli olan çocukla iyi bir iletişim kurarak, sünnetle ilgili onun anlayacağı tarzda doğru bilgi aktarmaktır.

Çocuğun sünnet öncesi kesinlikle uzman bir doktor tarafından değerlendirilmesi şarttır.
Zira peygamber sünneti olan, penisinde eğrilik olan, gömülü ve küçük penisi olan, yumurtaları torbalarına inmeyen, sünnet derisi penisin üst kısmına yapışık olan, kanama ve pıhtılaşma problemi olan çocukların Önceden farkedilerek, sünnetin zamanının ve koşullarının uzman hekimlerce buna göre düzenlenmesi gerekir.
Sünnet sonrası sarılan ilaçlı pansumanın, ağrı kesici ilaçların, pansumanın açılmasının, suyla temas etmeme süresinin yine uzmanların önerileri doğrultusunda belirlenmesini gerekmektedir.

Sonuç olarak : kansız - bıçaksız sünnet, lazerle sünnet, bugün sünnet yarın deniz gibi cazip sloganların gerçeği yansıtmadığını, sünnetin aslında tam ve gerçek bir cerrahi işlem olduğunu, dolayısıyla hastane ortamında tercihen operatör doktorlarca yapılması gerektiğini hatırlatır.

Endoskopi nedir?

4 Mart 2009 Çarşamba

Sayın okurlar, bu yazımızda sizlere Endoskopi konusunda ve özellikle sindirim sistemi endoskopisi hakkında genel bilgileri vermeyi amaçladık.

Endoskopi, kelime anlamı olarak içe bakmak demektir.
Endoskopik tetkikler tıp dünyasına çok eski zamanlardan girmiştir. Ancak ilk cihazlar, bakılacak bölgenin özelliğine bağlı olarak çeşitti kalınlık ve uzunluktaki sert borulardır.
Fiberoptik cihazların kullanıma girmesi İle fiexible (bükülebilir) endoskoplar 25 yıldır büyük bir hızla tıbbın tüm bölümlerinde yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.
Endoskopi tüm tıp dalların arasında en Fazla Gastroenteroloji (sindirim sistemi hastalıkları bilimi) bölümünde kullanım alanı bulmuştur.
Endoskopi kelimesini gastroenterolojik endoskopi anlamında kullanacağız. Endoskopi hekimlere sindirim sistemi hastalıklarının teşhisinde çok önemli bilgiler vermektedir.
Endoskopİnin kullanıma girmesinden önce kesin teşhisi İçin amaliyet gerektiren bir çok hastalık artıkk 3 dakikalık basit bir endoskopik tetkik ile teşhis edilebilmektedir.

Endoskopi iki ana bölüme ayrılmaktadır:
1- Üst sindirim sistemi endoskopisi(Ağız, yemek borusu, mide ve oniki parmak barsağı):Üst sindirim sisteminin endoskopik tetkikine genel anlamı ile Gastroskopi denmektedir.
2- Alt sindirim sistemi endoskopisi (Kalın barsak):Alt sindirim sisteminin endoskopisine ise Kolonoskopi denmektedir.


Endoskopik tetkikler (Castroskopi-Kolonoskopi), sindirim sistemi ile ilgili şikayetleri olan hastatarın bunlara neden olabilecek bir çok hastalıktan hangisinin olduğunun kesin teşhisini sağlamaktadır, Karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal, kabızlık, karında şişkinlik hazımsızlık, ağız kokusu, kanlı kusma, kanlı dışkılama gibi şikayetler birçok değişik hastalıktan kaynaklanabilir ve hepsinin tedavi şekilleri ile ilaçların birbirinden farklıdır. Özellikle mide ve barsak kanamaları mutlaka kusmuk ve dışkıda kan şeklinde görülmeyebilir. Mide kanamaları genellikle kahverengi bir kusmuk ve Siyah renkli büyük abdest şeklinde belirti verir ve hasta kanama geçirdiğini anlamayabilir.
Halkımız endoskopiden çok korkmaktadır. Oysa günümüzde endoskopi kesinlikle hastaya hiçbir ağrı, acı vermeden mide için 3-5 dk. barsak için 10-15 dk. süren bir tetkik haline gelmiştir. Endoskopi yapan hastaların çoğu boşuna korktuklarını ifade etmişlerdir.
Endoskopi İle sindirim sistemimizin organlarının iç yüzeylerini direk olarak gözle görme imkanına kavuşmaktayız. Bu yöntem ile yemek borusu, mide, onikiparmak barsağı. kalın barsakların, mikroskobik ülsere, damarsal, tömüral (kanser) ve şekilsel (daralma ve tıkanıklıklar) hastalıktan kesin olarak teşhis edilebilmektedir.
Dünya üzerinde mide ve barsak kanserlerinin en fazla olduğu ülke olan Japonya'da endoskopik tetkikler çok sık kullanıldığı için bu kanser vakaları erken dönemde yakalanmakla ve uygun tedavisi hemen yapılarak hastalar kurtarılmaktadır.
Bu nedenle bu kanserlerden ölüm oranı Japonya'da ülkemizdekinden çok düşüktür. Bazı hastalar yersiz olarak endoskopiden korktukları için endoskopi yerine ilaçlı mide ve barsak filmleri çektirmektedirler ancak bu filmlerin endoskopiye oranla bilgi verme ve kesin teşhise götürme özellikleri düşüktür.

Sonuç olarak sindirim sistemi şikayeti olan hastalarda en faydalı ve teşhise direk götüren tetkik yöntemi endoskopi olarak ortaya çıkmıştır.

HOMOROİD ( VİDEO )

3 Mart 2009 Salı

Homoroid"i anlatan video
BASUR

AKUT APANDİSİT

Körbağırsağın apandis (appendix vermiformis) denen solucansı uzantısının iltihaplanması apandisit olarak bilinir. Çok sık rastlanan ve özellikle yetersiz tedavi sonucu yol açacağı tehlikeli komplikasyonlardan ötürü korkulan bir hastalıktır.
Anatomi:

Apandis içinden besinlerin geçmediği küçük bir bağırsak çıkıntısıdır. 0.5-1 cm genişliğinde ortalama 10-12 cm uzunluğunda (3-20 cm olabilir) olup hareketli ve esnek bir boru biçiminde olan bu çıkıntı kalınbağırsağın başlangıç bölümü olan körbağırsağa, incebağırsakla birleşme yerinin hemen gerisinde bağlanır. Genellikle eğik biçimde gövde eksenine doğru uzanır.
İntraperitoneal konumda olup Mesoappendix ile terminal ileuma ve batın arka duvarına bağlıdır.
Pozisyonu da çok variabıldır, %65 oranında Retroçekal, %20-30 oranında pelvic, %1-15 oranında subçekal - terminal ileumun önünde - arkasında bulunur.
Alışılmış yerinin dışında bulunan apandisin iltihaplanması, belirtileri değerlendirmede ve hastalığın tanısında güçlükler yaratır.
Apandisin anatomik yapısında üç katman göze çarpar:
• Seröz: Dış yüzeyi seröz (sıvı içeren) bir zar örter.
• Kas: Serözanın altında kas katmanı.
• Mukoza: En içte de lenf dokusunca zengin, girintili çıkıntılı bir mukoza yer alır.
Lenf dokusunun bolluğundan ötürü apandise "bağırsak bademciği" de denir.
Appendix veriformis, sıklıkla A.İleocolica’nın A.caecalis posterior dalından çıkan ve terminal bir atardamar olan ve Mesoappendix içinde yer alan A.Appendicularis ile beslenir.

Etyoloji:

Apandisin iç boşluğu çok dardır. Bağırsak florasında bulunan bütün mikroorganizmalar burada da yaşar. Apandis genellikle bu mikroplara karşı yeterince dirençlidir. Ama bazen çoğalan mikroplar hastalık yapıcı özellik kazanır. Böylece apandisin iltihaplanma süreci başlar.
Mikropların hastalık yapıcı özellik kazanmalarını sağlayan en önemli olay, apandis iç boşluğunun tıkanarak körbağırsakla bağlantısının zayıflamasıdır. Mikropların burada durağan biçimde kalmasıyla apandis duvarı iltihaplanır.
Lümenin obstruksiyonunun birçok nedeni vardır:
• Fekalitler; Obstruksiyonun en sık nedenidir.
• Diğer nedenler arasında:
1. Yoğun mukus tıkaçları.
2. Lenfoid hiperplazi.
3. Bağırsak solucanları (özellikle Askaris).
4. Katılaşmış barium.
5. Sebze ve meyva takılı kalan çekirdekleri sayılabilir.

Apandis’in iltihaplanmasına yol açan diğer nedenler arasında Jeneralize enfeksiyonlar (özellikle solunum yolu enfeksiyonları) ve Fibrosis’i (buradaki appendisit nedeni dolaşım bozukluğudur) sayabiliriz.

Bakteriyoloji:
Ortalama 10 bakteri izole edilmektedir. En sık Bacteroides Fragilis ve Ecoli etken olarak saptanır, bunlar hemen tüm spesmenlerde bulunmaktadır.


Patofizyoloji:

Appandis normal lumen hacmi 0.1 ml’dir. Lumen içine dökülen mukoza ve sekresyonlar çekuma geçip atılırlar. Ak. Apandisit büyük olasıkla (yaklaşık %90) lumenin obstruksiyonuyla başlar. Obstruksiyona rağmen bu mukozal sekresyon devam eder ve intraluminal basınçta artışa yol açar. Bu basınç venöz ve lenfatik drenajı tıkayarak kapiller perfüzyon basıncını aşırı arttıracaktır. Vasküler uyumlulukta olduğu gibi epitelyal mukoza hasarlanmaya başlayarak, barsak florasıyla bakteriyel invazyona izin verecektir. Artan intraluminal basınç daha sonra ödem ve inflamatuvar yanıtı daha da arttırır. Bu artan basınç doku infarktı ve arteryel spazma yol açar. En sonunda perforasyon oluşur enfekte apendiksiyal içerik peritona boşalır.
Ak. Apandisit’in klinik gidişini ve presantasyonunu anlamak için apendiksin anatomik farklılıklarını ve inervasyonunu gözönüne almak önemlidir.
Patofizyoloji klasik akut batın şeklinde, iki aşamada gelişir:

1- Visseral Faz: Olay appendix veriformistedir. Muhtemelen başlangıç luminal gerilim apendiksten visseral afferent ağrı liflerini tetikler ki bu onuncu torasik vertebradan spinal korda girer. Visseral afferent inervasyonun karekteristiğinde olduğu gibi bu ağrı genellikle zayıf lokalize edilir ve yaygındır. 10. torasik seviyedeki bu afferent liflerin anatomik düzeyi üzerine kurulan ağrı hasta tarafından epigastrik veya periumbilikal bölgede hissedilir.
2- Somatik Faz: İnflamatuvar proçes devam eder, apendiksiyal seroza ve komşu yapılar inflame olur. Bu inflamasyon peritoneal yapıları inerve eden somatik ağrı fibrillerini uyarır ve tipik olarak sağ alt kadran ağrı lokalizasyonunu sağlar.


Klinik:

1- Anamnez: Öyküde Ak.Apandisitin primer semptomu abdominal ağrıdır. Yaklaşık olarak apandisitli hastaların yarısı veya 2/3’de klasik patern değişen ağrıdır. Bu ağrının başlangıçtaki lokalizasyonu zordur ve belirsizdir (Visseral Faz), erken olarak periumbilikal ve epigastrik bölgede başlar. Hastalar bu rahatsızlığı sindirim güçlüğü ile tanımlayabilirler ve defakasyon ile gaz yapma ihtiyacı hissedebilirler. Hastalık ilerledikçe tipik sağ alt kadran ağrısı daha çok lokalize olur (Somatik Faz). Muayenesinde abdominal ağrı olup Ak.Apandisitten şüphelenilen ve karekteristik olarak akut apandisitin sık klinik bulguları olanlarda bir seri çalışma yapılmış. Bu analizde sağ alt kadran ağrısının Ak.Apandisit tanısında sensivitesi %81, spesifitesi %53 bulunmuş. Benzer olarak ağrının periumbilikal başlayıp, sağ alt kadrana inmesinin Ak.Apandisit tanısında sensivitesi %64, spesifitesi %82 olarak bulunmuş.
Abdominal ağrıya ilave olarak, anoreksiya, bulantı ve kusma semptomları Ak.Apandisitin klasik triadını içerir. Bu semptomlar Ak.Apandisitte abdominal ağrıyla olan ilk ataktan sonra tipik olarak görünürler. İştahsızlık çok yaygın semptomdur. Ak.Apandisitte kusma çok değişkendir, Ak.Apandisit’li hastaların yarısından fazlasında görülebilir. Ama abdominal ağrıyla kusma arasında Ak.Apandisit’in ayırıcı tanısında ilişki henüz saptanamamıştır.

2- Fizik Muayene: Öykü gibi, Ak.Apandisit’li hastalarda fizik muayenedeki bulgulara güvenilmelidir.
a. Mc Burney noktası: Hastalığın gidişinde Mc Burney noktası üzerinde özellikle derin palpasyonda hassasiyet gelişir. Bu nokta umbilikus ile SİAS arasında çizilen çizginin orta noktasının hemen altındadır.
b. Ateş: Orta derecede ateş vardır. Ama ateş 38 ºC’nin üzerine çıkmaz. Eğer 39 C’den çok ateş varsa, bir komplikasyon ortaya çıkmış demektir.
c. Taşıkardi: Hafif taşikardi gelişebilir, ama 120-140/dakikada bir taşikardi varsa, yine bir komplikasyon var demektir.
d. Mekanik uyarım ya da hareketle artan ağrı vardır.
e. Sağ alt kadranda hassasiyet (appendix vermiformisin lokalizasyonuna göre bu hassasiyet lokalizasyonu da değişiklik gösterir. Çekum arkasından ise, lumbar bölgede; pelvis içinde ise, suprapubik bölgede hassasiyet olur).
f. Direkt ve indirekt rebound, hassasiyet.
g. Muskuler defans: Volunter (visseral fazda) veya involunter (somatik fazda) adele direnci vardır.
h. Rousing belirtisi: Inen kolondaki gaz yukarı doğru elle karın üzerinden itilince, sağ alt kadranda ağrı ortaya çıkar.
i. Obturatuar bulgusu: Nadiren yapılır. Obturatuar bulgusu, appendix vermiformisin pelvise yönelik olanlarında görülür. Sağ uyluğa fleksiyon ve iç rotasyon yaptırılır. Ağrı varsa pozitiftir.
j. Psoas bulgusu: Nadiren yapılır. Psoas belirtisi ise retro-çekal yerleşimli appendix vermiformiste pozitiftir. Bunun için hasta sol yanına yatar ve sağ uyluk arkaya çekilir. Psoas kası gerilir ve üzerindeki appendix vermiformisi uyarıp ağrıya neden olur.
k. Rektal muayene: Olmazsa olmaz, Mutlaka yapılmalıdır.Kuldesakla komşu a. vermiformis varsa, rektal tuşede ağrı ya da kitle tespit edilir.




Teşhis:

Ak.Apandisit’in teşhisi öncelikle anamnez ve fizik muayene ile yapılmalıdır. Ak.Apandisit’in yüksek klinik olabilirliliği olan hastalar herhangi bir yardımcı testi beklemeden cerrahi eksplorasyon yapılmalıdır. Teşhisi diğer patolojik durumlardan ayırt etmek için ilave yardımcı doğrulayıcı testler kullanılmalıdır. Bunlar Tam Kan Sayımı, İdrar analizi, kadınlarda hamilelik testi ve çeşitli görüntüleme çalışmalarını içermelidir.

a. Tam Kan Sayımı: yararlılığı tartışmalı olmakla birlikte uzun zamandır Ak.Apandisit’in tanısında yardımcı test olarak kullanılmaktadır. BK sayısı 10.000’in üzerindeyse sensivite %70-90’dır fakat spesifitesi çok düşüktür. Eğer 18,000in üzerinde ise, komplikasyonlar düşünülür. C-reaktif protein ve eritrosit sedimantasyon oranı Ak.Apandisit’te değişik sonuçlarla diagnostik olarak önem verilmektedir.

b. İdrar analizi: Genellikle normaldir, ama eğer pelvise yönelik a. vermiformis varsa, idrarda Lökosit yada Eritrositler görülebilir. Fakat temel olarak idrar yolu hastalıklarını ekarte etmek amacıyla yapılır.

c. Hamilelik testleri: doğurganlık çağındaki bayanlarda abdominal ağrıların muayenesinde yapılması gereken çalışmadır. Test pozitifse dış gebelik akla gelmelidir, Şayet test negatifse hamile olan ile olmayan hastalarda ak. Apandisit olma riski eşittir.

d. Görüntüleme çalışmaları: Ak.Apandisit’in tanısında direk radyografiler, USG ve BT görüntüleme çalışması olarak kullanılabilir.

i. Abdomenin direk grafisi: Ak.Apandisit’in radyolojik ayırıcıları apendiksiyal fekalit, apendiksiyal gaz, lokalize paralitik ileus, psoas kas gölgesi ve serbest hava görülmesi şeklinde olabilir. Ayrıca, akciğer grafisi de şarttır. Bu hem preoperatif evalüasyon hem de bazal pnömoni ayırıcı tanısı içindir.
ii. USG: bir çok kişi tarafından Ak.Apandisit tanısında kullanılmaktadır. Bu inceleme güvenilirdir, noninvazivdir ve sensivitesinin %80-90 olduğu rapor edilmiştir. Kullanım tekniği basittir, normal barsak ansları ve apendiks az basınçla kompreseyken, inflame apendiks komprese olmaz. Nonkomprese apendiksin görüntülenmesi, çapının 6 mm’den büyük olması, apendikolitin görüntülenmesi, periapendisiyal apsenin görüntülenmesi Ak.Apandisit’in diagnostik kriterleridir. Bu tekniğin kullanımı retroçekal apendisit ile sınırlıdır. Erken veya normal perforasyondan sonra apendiks çapının normal olmasından dolayı atlanabilir. İlaveten apendiksin iyi görülüp şüpheli ölçülerde olduğu durumlarda renkli dopler ultrason çalışmaları yardımcı olabilir. Bu teknikle apendiks duvarında hiperemi gösterilebilir.
iii. BT: Ak. Apandisit’in BT bulguları periçekal inflamasyon, apse, periapendikuler flegmon ve sıvı birikimidir. BT ‘nin alternatif tanı yöntemi olarak kullanımı yararlıdır, bununla birlikte radyasyona maruz kalma nedeniyle hamile ve çocuklarda kullanımı sınırlıdır.

Ayrıcı Tanı :
Tüm yapılan tetkik, muayene ve hastadan alınan bilgilere rağmen, akut apandisit hastalığı tanısı ile ameliyata alınan hastaların %10’unda, ameliyat sırasında akut apandisit olmadığı ortaya çıkabiliyor. Karın içi iltihaplanmaları, idrar yolları problemleri, kadınlarda jinekolojik (kadın hastalıkları) hastalıklar apandisite benzer durumlara neden olabilir. Bu durumda genellikle yine de apendektomi ameliyatı uygulanır. Karın içinde hastanın mevcut şikayetlerine neden olabilecek başka problem varsa ve cerrahi olarak düzeltilebiliyorsa buna yönelik girişim de aynı seansta yapılabilir.
• Akut mezenterik adenit: En sık karışan hastalık.
• Akut gastroenterit
• Meckel divertikuliti
• invaginasyon: Idiyopatik invaginasyon genellikle 2 yaş altında görülür, apandisit ise bu yaşlarda nadirdir.
• Rejyoner enterit
• Perfore peptik ülser
• Çekum karsinomu veya divertikülü perforasyonu.
• Üriner sistem enfeksiyonları.
• Üreter tasları.
• Primer peritonit.
• Yersiniosis: Y.enterocolitica ve Y.pseudotuberculosis neden olur. Yersinia enfeksiyonları mezenterik adenit, ileit, kolit ve akut apandisiti kapsayan bir klinik tabloya yol açarlar. Kendi kendini sınırlayan enfeksiyonlardir. Tetrasiklin, streptomisin, ampisilin ve kanamisine hassastir.
• Rektus kılıf hematomu: Rektus kası içindeki epigastrik arter ve venden kaynaklanan kanamalara bağlı gelişir. Genellikle alt kadranlarda özellikle sağda lokalizedir. Ani başlayan, keskin ve giderek artan ağrı vardır. İştahsızlık, bulantı, nadiren kusma, taşikardi, hafif ateş ve lökositoz saptanabilir.
• Jinekolojik hastalıklar: PID, mittelschmerz, over patolojileri
• FMF
• Porfiria
• Diabetik ketoasidoz
• Henoch-schb'nlein purpurasi



Komplikasyon :

1. Perforasyon: Çocuklarda ve ileri yaşlarda sıktır. Çocukta immün mekanizma zayıftır; hastalık hızlı seyreder, birdenbire delinebilir. Çocuklarda appendixe yapışan omentum,henüz gelişmemiştir. Kısa ve yağsızdır. Appendixi sınırlayamaz. Yetişkinlerde plastron (omentum, çevre dokular, bağlar, parietal periton) gelip appediksi sınırlar ve perforasyonu önler. Bu mekanizma, çocukta yetersizdir.
2. Jeneralize peritonit: Adinamik ileus ve yapışmaya bağlı mekanik obsrüktif ileus.
3. Abse formasyonu: Plastron formasyonu, bazen akut apandisit perforasyonu ve ilerlemesini önler; fakat, burada abse teşekkül edebilir. Fakat ileride bu abse rüptüre olursa, klinik çok daha ağır seyreder.
4. Pyeloflebit: Portal venlerin tromboflebitidir. Bunun sonucu karaciğerde milier abseler görülebilir. Bu durum öldürücüdür.
5. Plastron: Bazen akut apandisit geliştiğinde nadiren de olsa hastanın iç organları (ince bağırsaklar ve omentum ) iltihaplı apandisin etrafını çevreleyerek iltihabın karna yayılmasını sınırlar ve muayenede bu durum karın sağ alt kısmında ele gelen kitle olarak fark edilir. Ultrasonografi ve/veya bilgisayarlı tomografi de bu durumun tanısının konmasında yardımcı olabilir. Buna “plastron apandisit” denir. Bu durumda ameliyat zor ve çevreleyen organlarda hasar gelişme riski nedeniyle tehlikeli olabilir. Eğer plastron apandisit tanısı konmuşsa ve hastanın karın bulguları çok şiddetli deşilse hasta hastaneye yatırılarak damardan antibiyotik tedavisi ile takibe alınır. Takip süresince iyileşme olursa hasta taburcu edilir. 1–2 ay sonra mutlaka elektif appendektomi gerçekleştirilmelidir. Çünkü, tekrarlama şansı yüsektir. Diğer komlikasyonlarda tek ve kesin tedavi, acil cerrahidir.

Post operatif Komlikasyonlar:
• Enfeksiyon: Appandisit’in cerrahi tedavisinden sonar en sık gelişen komlikasyondur. Değişik bölgelerde gelişebilirse de en çok görüldüğü yer cerrahi alandır. Enfeksiyonlar, komlike appandisitlerde basit akut appandisitlere göre daha sık gelişir.
• Barsak Obstruksiyonu: Çoğu ameliyattan sonraki ilk 6 ayda olmak üzere apendiektomi sonrası barsak obstruksiyonu gelişebilir.

Gebekikte Akut Appandisit
Apandisit hastalığı, gebeliklerde rahim dışı nedenler arasında en çok cerrahi girişim gerektiren hastalıktır. Ortalama 2000 gebelikte bir apandisit hastalığı görülür. Özellikle ilk 6 ayda daha sık olmak üzere gebeliğin her safhasında görülebilmektedir. Gebelikte rahmin baskısı ile apandis organı yukarı-sağa yer değiştirir ve dolayısıyle apandisitte ağrı normalden farklı bir yerde hissedilebilir. Yine gebelikte belirtiler normalden daha düşük şiddette hissedilebilir. İşte bu nedenlerden ötürü gebelikte apandisit hastalığnın en önemli özelliği teşhisin konmasındaki zorluktur. İlk üç aydan sonraki dönemlerde yeniden başlayan bulantı-kusma şikayeti beraberinde hafif de olsa ağrı varsa akla apandisiti getirmelidir. Gebelikte apandisitin tedavisi farklılık göstermez. Cerrahi tedavi burada da esastır. Ancak maalesef cerrahi tedavinin %10–15 ihtimalle erken doğuma, %3 ile %5 ihtimalle de bebek ölümüne neden olduğu, eğer apandisit delinmişse bu oranların 4 kat arttığı tesbit edilmiştir. Bu nedenle gebelikte apandisit şüphesi varsa dikkatli ve hızlı bir değerlendirme ile hastanın cerrahi tedavisi yapılır.

Tedavi :

• Antibiyotikler: Geniş spekturumlu antibiyotiklerin Ak.Apandisit’in tedavi yönetiminde önemli rolü vardır. Antibiyotikler Ak.Apandisit’in tedavisinde tek başlarına etkileri olmasına rağmen apendektomi bakımın standardı olmaktadır. Kural olarak tanı konmamış abdominal ağrılı hastaya antibiyotik verilmez, klinik prezentasyonu baskılayabilir. Komplikasyon gelişmemiş apandisitli hastalarda antibiyotiklerin post-op yara infeksiyonunu azalttığı bulunmuştur. Perforasyonlu hastalarda erken antibiyotik uygulamasının post-op apse oluşumunu azalttığı bildirilmiştir. Antibiyotikler gram (-) intestinal flora, enterokok ve anaerobik florayı kapsayan ve cerrahiye vermeden önce daha etkin olduğu bulunmuştur. Sıklıkla üçlü antibiyotik kombinasyonu uygulanmalıdır, bunlarda metranidazol, ampisilin ve gentamisindir. Bir başka seçenekte tek olarak cefoxitin veya cefotatan seçilebilir.
• Cerahi: Appendektomi Ak. Apandisit’in standart tedavisidir. Apandisitin yanlış teşhisinden kaynaklanan komplikasyonları önler. Cerrahlar %15-20 negatif appendektomi oranına sahiptir. Şimdi cerrahlarda laparaskopik yaklaşımla açık teknik arasında bazı tartışmalar vardır. Laparaskopik cerrahi maliyetinin düşük olması, morbidite oranlarının düşük olması ve post-op seyir nedeniyle daha çok tercih edilir. Acilde hastaya ağızdan hiçbir şey verilmemeli, IV salin verilmeli ve preoperatif antibiyotik verilip apendektomiye hazırlanmalıdır. Analjezi cerrahi kararı verilmeden yapılmamalıdır. Komplike olmayan postoperatif vakalarda cerrahiden 3 gün sonra hastalar taburcu edilebilir. Rüptüre apandisit vakalarında post-op sepsis, paralitik ileus ve apse formasyonunu içeren multipl müdahaleler gerekebilir.



Kaynaklar:

Robbins temel patoloji 7. Baskı Tintinalli's Emergency Medicine İnsan anatomisi 2 cerrahpaşa tıp fakültesi,Prof.Dr. Mehmet yıldrım Surgical Recall / Blacbourne, Prof.Dr.Ünal Değerli Genel Cerrahi Dr. Ünal Değerli, Dr. Yavuz Bozfakoğlu Cerrahi Semiyoloji Prof.Dr. Ali Emre

HEMOROİD " BASUR " LASERLE TEDAVİSİ

27 Şubat 2009 Cuma

Hastalığın 4 evresi vardır. Uygulanacak tedavi hastalığın evresine bağlıdır. Erken evre vakalarda ( evre 1), diet önerileri dışkılma alışkanlıının düzenlenmesi, bazı bitkisel katkılar veya ilaçlar ile tedavi salanır. Daha ileri evrelerde ( evre 2-3), kurutucu madde injeksiyonu (skleroterapi), band ligasyonu ve infrared koagülasyon tedavi yöntemleri uygulanabilir, ilerlemiş vakalarda ( evre 4), cerrahi tedavi yöntemleri, stapler ( Longo yontemi.) veya ultrasonik disektör ile hemoroidektomi yöntemleri kullanılabilir.

Nd-YAG lazer doksanlı yıllarda cerrahinin alanına girdikten sonra hemoroid tedavilerinde de kullanılmaya başlanmıştır. Beam ve kontakt olmak üzere temel olarak iki şekilde uygulanabilir. Bu yöntem ile hemoroid memeleri küçültülür veya büyük hemoroidler kesilerek çıkartılır. Ağrısı çok az olduğundan işe dönme süresi daha kısadır.
Hastanın lazer ameliyatından sonra hastanede yatmasına gerek yoktur.
Lazer hemoroidektomi veya lazerle koagülasyon ikinci ve üçüncü dereceye kadar olan hemoroidlerde çok iyi sonuçlar vermekte, dördüncü evre hemoroidlerde ise günümüzde
tecrübenin artmış olmasına bağlı olarak daha sık kullanılmaktadır. Nd-YAG laser teknolojisinin avantajı bu bölgenin sinir uyarıları nedeni ile çok hassas ve damar ağı nedeni ile kanamalı bir bölge olmasına rağmen, operasyon esnasında kanamanın çok az olmasına imkan sağlaması ve olan az miktardaki kanamları çok iyi denetleyebilmesi, doku travmasını çok az oluşturduğu için yara iyileşmesinin diğer cerrahi yöntemlere göre daha hızlı olmasıdır.
Hastalar böylece hastanede kalış süresi azalmış, iyileşme süresi kısalmış, cerrahinin getireceği komplikasyonlar azaltılmış, operasyon sonrası ağrı düzeyi azalmış olarak tedavi edilebilmektedir. Laser teknolojisinin yüksek maliyeti, hastaların hastanede kalma süresindeki azalma, işe dönme sürelerindeki azalma ve postoperatif hasta konforu ile ele alındığında uzun vadede o kadar yüksek olmamaktadır.

Bu Konu ile ilgili diğer konularımız:

HEMOROİD "BASUR" NEDİR?
HEMOROİD "BASUR" KLİNİK MUAYENESİ
HEMOROİD "BASUR" TEDAVİ YÖNTEMLERİ

HEMOROİD " BASUR " TEDAVİ YÖNTEMLERİ

ILIK SU OTURMA BANYOSU:
Anal bölgede cerrahi veya medikal her ne patoloji varsa, tedavide birinci ilke, düzenli ılık su oturma banyosu sıcak torba uygulaması yapmaktır.

AĞRI KESİCİLER:
Ağrı kesici kullanımı arttır. Ağrı kesiciler tablet, iğne veya melhem şeklinde olabilir. Bunlar anal spazmı yumuşatır; ödemi, ilikleri ve dolayısıyla ağrıyı hafifletir.

HEMOROİD MELHEMLERİ:
Bata akut yani alevli durumlar olmak üzere; bütün hemoroidlerde; müdahale yapılmı olsun veya olmasın; melhem kullanılır.

GAİTANIN "DIŞKI" YUMUŞATILMASI:
Hemoroidlerin ve fissürlerin oluşması veya alevlenmesinde, gıdaların türü, gaitanın sertliği veya yapışkanlığı, kabızlığın veya sık sık dışkılamanın ve bazan da ishalin olumsuz etkileri olduğu için; ishal ve özellikle KABIZLIK mutlaka düzeltilmeli; tuvalete çıkış programlanmalı, düzene sokulmalı.

Bu Konu ile ilgili diğer konularımız:

HEMOROİD "BASUR" NEDİR?
HEMOROİD "BASUR" KLİNİK MUAYENESİ
HEMOROİD "BASUR" LASERLE TEDAVİSİ

HEMOROİD "BASUR" KLİNİK MUAYENESİ

HEMOROİD "BASUR" KLİNİK MUAYENESİ NASIL YAPILIR:

ANAMNEZ "HASTALIK HİKAYESİ":
Doktor hastanın şikayetlerini dikkatle dinler. Bu görüşmenin amacı hastaya ait özellikler ve hastalığın seyrini ortaya koymaktır. Hastanın:

  • Diyet şekli,
  • Dışkılama ve tuvalet alışkanlığı,
  • Hastalığın şiddetlenmesine neden olabilecek etkenler
  • Ailesel hikayesi değerlendirilir.
MUAYENE:
Hastanın utanmasına neden olmayacak bir ortamda yapılmalıdır. Bu muayene sırasında doktor makat bölgesini ve kalın bağırsağın son kısmı olan rektumu da parmakla muayene etmesi gerekir. Bu şekilde ayırıcı tanıda akla gelebilecek diğer hastalıkların varlığı da araştırılır.

ENDOSKPİK MUAYENE:
Kalın bağırsağın içini örten tabakanın direkt gözle incelenmesine endoskopi denir. Bu işlem sadece makat için yapılırsa anoskopi, rektum ve sigmoid kolon için yapılırsa rektosigmoidoskopi ve tüm kalın bağırsak için yapılırsa kolonoskopi denir.

Bu Konu ile ilgili diğer konularımız:
HEMOROİD "BASUR" NEDİR?
HEMOROİD "BASUR" TEDAVİ YÖNTEMLERİ
HEMOROİD "BASUR" LASERLE TEDAVİSİ

HEMOROİD "BASUR"

Halk arasında "basur" olarak bilinen hemoroid hastalığı anüs(barsağın son çıkış kısmı) bölgesinde normalde bulunan damar yumağının belirginleşmesi ve sarkması sonucu oluşan rahatsızlığa verilen isimdir.


HEMOROİD "BASUR" NASIL TANI KONULUR?
Bu şikayetlerle hekime başvuran hastanın şikayetleri dikkatlice dinlendikten sonra yapılan anal muayene genellikle genç hastalarda tanı için yeterlidir. Rektal kanama (Makat kanaması) şikayeti ile gelen hastalara rektoskopi önerilir. Kırk yaş ya da üstü kabızlık şikayeti ile gelen ve yapılan anal muayenesinde hemoroid saptanan tüm hastalarda kolonoskopik tetkik önerilmektedir.

HEMOROİD "BASUR" SEBEPLERİ NELERDİR?
  1. Kabızlık
  2. Uzun süreli ishaller
  3. Ailevi yatkınlık
  4. Toplardamar yapısındaki bozukluklar
  5. Karın içi basıncını arttıran sebepler(gebelik, siroz)
  6. Acılı ve baharatlı gıdaların fazla tüketilmesi
  7. Aşırı alkol tüketimi
  8. Tuvalet ihtiyacını ertelemek ve tuvalette uzun süre oturmak.

HEMOROİD "BASUR" DERECELERİ:

1.DERECE HEMOROİD: Kanama en önemli şikayettir. Hemoroidler rektoskopi sırasında saptanır.

2.DERECE HEMOROİD:Kanama ve kaşıntı şikayetleri görülür. Ikınma ile anal muayene esnasında saptanır.

3.DERECE HEMOROİD:Kanama, kaşıntı ve makatta ıslaklık hissi şikayetleri ile başvurulur. Anal muayenede prolabe yani makatın dışında hemoroid pakeleri görülür.

4.DERECE HEMOROİD:Kanama, kaşıntı, akıntı ve ağrı şikayetleri görülür. Muayene ile içeri redükte edilemeyen şişlikler saptanır.
Bu Konu ile ilgili diğer konularımız:
HEMOROİD "BASUR" KLİNİK MUAYENESİ
HEMOROİD "BASUR" TEDAVİ YÖNTEMLERİ
HEMOROİD "BASUR" LASERLE TEDAVİSİ