Basit bayılma (Vazovagal senkop) şüpheli hastalarda tanı koymak için uygulanan basit bir testtir.
Acil bir durumda her türlü müdahalenin yapılabileceği bir ortamda hastayı monitorize edip (kalp atımlarının monitorden izlenebilmesi) damar yolu açılarak yapılır. Hasta hareket edebilen bir masaya yatırılır. Test sırasında bayılma olması halinde düşmemesi için özel kemerlerle masaya bağlanır. Masa 60-80 derece eğime getirilerek yaklaşık 45 dakika hasta izlenir, her 5 dakika da bir tansiyon ve nabıza bakılır. Kan basıncında ve nabız sayısında ciddi düşüşler ya da bayılma olması halinde test anında sonlandırılır. Bayılmanın nedeninin ve ayırıcı tanısının belirlenmesinde kullanılır.
Hazırlık ve dinlenme aşamaları da göz önünde bulundurulduğunda 1 saatten daha uzun sürebilen bir test olması nedeni ile her gün bir hastaya tilt testi yapılmaktadır. Testten sonra hasta evine gidebilmektedir.
Teste gelirken dikkat edilmesi gerekenler? Doktorunuz tarafından farklı bir şey söylenmez ise teste gelmeden önce 2-3 saat boyunca bir şey yiyip içilmemelidir.
Tilt testi (Eğik masa testi):
6 Haziran 2009 CumartesiGönderen turkiyya zaman: 13:43 0 yorum
Etiketler: KALP VE DAMAR
ŞOK
ŞOK NEDİR?
Tıpta da akut dolaşım yetmezliğiyle ortaya çıkan çok ağır ve hayati ciddiyet belirten bir sendromu anlatır. Dolaşım yetmezliği kan basıncının düşmesine ve iç organlarla çevre dokulara giden kanın aniden azalmasına bağlı belirtilere yol açar.
ŞOKUN BELİRTİLERİ:
Şok durumunda tansiyon düşüldüğünün yanı sıra bilinç kaybına kadar varabilen bilinç bulanıklığı, şiddetli solgunluk, deride nemlilik, nabızda hızlanma ve zayıflama, solunum güçlüğü (hava açlığı), şiddetli susama, idrarda azalma ve beyindeki dolaşım bozukluğuna bağlı olarak bunaltı, huzursuzluk, saldırganlık, uyuklama gibi belirtiler görülebilir. Hastada bu belirtilerin hepsi bir arada bulunmayabilir; herhangi birinin tek başına bulunması da şok tablosuna işaret etmeyebilir. Sendromunun ortaya çıkma nedenlerine ve gelişme süreçlerine göre başlıca dört şok tipi ayırt edilebilir.
Kalp kökenli şok kalbin kasılması (sistol) sırasında pompalanan kan miktarının düşmesine bağlıdır. Kalp kasına zarar veren enfarktüs ya da iltihap (miyokardit) ve kalp karıncıklarının yetersiz dolmasına yol açan ritim bozuklukları ya da kalp dış zarında sıvı birikmesi gibi bir nedenle kalbin pompaladığı kan miktarının düşmesi sonucunda gelişir.
İkinci tip şok dolaşımdaki kan hacminin birden ve önemli ölçüde azalmasına bağlıdır. Bu tip şok kanamalarda, yanık, şiddetli ishal gibi durumlara bağlı organik sıvı kayıplarında ve travmalarda ortaya çıkar.Septik şok bakterilerin salgıladıkları endotoksinlerin etkisiyle dolaşım sisteminin zayıflamasına ve kan basıncının düşmesine bağlıdır.
Sinir sistemi kökenli (nörojen) şok ise gerek omurilik hastalıklarında görüldüğü gibi kan damarlarının çapını denetleyen sinirsel iletinin kesilmesi, gerek şiddetli bir ağrı ya da güçlü bir duygu nedeniyle kalp atışlarının refleks olarak yavaşlaması sonucunda ortaya çıkabilir.
ŞOKUN NEDENLERİ:
Şok temelde dolaşımdaki kan miktarının azalmasıdır; dolayısıyla kan ya da plazma kaybına yol açan bütün durumlar şokla sonuçlanabilir. Bu tür durumların başında yaralardan kaynaklanan dış kanamalar ve tümör ya da ülser yakınındaki bir kan damanmn aşınmasıyla ortaya çıkan iç kanamalar gelir. İkinci sırada yanıklar önemlidir; yanık alanındaki küçük damarlardan bol miktarda plazma sızar. Bağırsak tıkanmalarıda yanıklara benzer; bu durumda plazma tıkanma noktasmda bağırsak duvarından sızar. Şiddetli ishalde ya da uzun süreli kusmanın yol açtığı aşırı su ve tuz kaybı en sık görülen öteki şok ne denlerindendir. Sıvı bölümü azalan kan koyulaşır, böylece dolaşımdaki kan miktarı da azalır.
Kan besleyici maddelerin ve özellikle oksijenin dokulara ulaşmasını sağlar. Yaşamsal nitelikteki bu işlevin bozulması organizma açısmdan çok büyük sorunlar yaratır. İlk ve en önemli sorun atardamarlardaki kan basıncınm bazen çok şiddetle düşmesidir. Tansiyon düşmesiyle birlikte dokulara kan akışı da tehlikeli ölçüde azalır; hücrelere yeterli oksijen gitmediğinden hastalık belirtileri ortaya çıkar. Şok belirtileri zamanla bütün vücuda yayılır ve oksijen azlığına çok duyarlı olan sinir sistemi bu durumdan öncelikle etkilenir. Deri damarlarındaki kan miktarı çok azaldığından hasta çok solgun görünür. Ayrıca solunumu sıldaşır; bunun nedeni kana olabildiğince fazla miktarda oksijen sağlamaktır.
Hasta çevresiyle ilişkisinin kopmasına yol açan bir uyuşukluk içine girer. Bununla birlikte genellikle huzursuzdur ve bunaltı eğilimi gösterir.
Nabız çok hızlı ve zayıftır, çünkü vücut şokla karşılaştığmda edilgen kalmaz. Çeşitli savunma mekanizmaları hemen harekete geçer. Bunların en önemlisi böbreküstü bezlerinden adrenaun ve noradrenalin adlı hormonların salgılanmasıdır. Noradrenalin dokularda sempatik sinir lifleriııin uçlanndan da
salgılanır. Adrenalin daha çok kalp üzerinde etkilidir; kalp atışlannı hızlandınr. Noradrenalin ise vücudun bütün küçük atardamarlarını daraltır. Bu düzenleyici süreçlerin yararı açıktır: Ritmi hızlanan kalp, dolaşıma daha fazla kan verir. Kasılarak daralan atardamarlar dolaşımda bulunan az miktarda kana uyum sağlayacak duruma gelir. Bu uyumun sağlanamaması kanın çok geniş bir damar yatağmda dağılarak çevrede göllenmesine ve hastanıiı ölümüne yol açar. Söz konusu iki savunma süreci birlikte kamn damarlarda normalden daha hızlı dolaşmasmı sağlar. Böylece dokulara en azından yaşamı sürdürecek düzeyde oksijen ulaşır. Kan ya da plazma kaybı bu süreçlerle karşılanamayacak kadar şiddetliyse beyne giden oksijenin yetersiz kalması nedeniyle hasta bilincini yitirir. Oksijen eksikliğinden etkilenen çevrel küçük damarlar da gerginlilderini yitirerek genişler; kan çevrede özellikle karın organlarmda göllenir ve kalbe geri dönemez. Böylece hasta şokun geriye dönüşü olmayan evresine girer.
Yapılması Gerekenler;
Acil durumlarda olayın nedenleri bir yana bırakılarak, öncelikle tablonun ağırlaşması önlenmeli ya da şok belirtileri henüz tam yerleşmemişse bunların ortaya çıkınası engellenmeye çalışılmalıdır.
İlk önlem hastayı yatırarak bacaklarının vücudundan yüksekte kalmasını sağlamaktır. Böylece kanınkalbe dönüşü kolaylaşır ve başta beyin dolaşımı olmak üzere kan dolaşım iyileşir. Dolaşıma yardımcı olmak için sıkı giysiler de gevşetilmelidir. Daha sonra hasta örtülerek sıcak tutulur. Anıa aşırı sıcak uygulanınamalıdır; aşırı sıcak derideki damarların daha da genişlemesine yol açarak dolaşım bozukluğunu ve tansiyon düşüklüğünü şiddetlendirir. Şok bir kanamaya bağlıysa, kanama hemen denetim altına alınmalıdır. Ayrıca daha kapsamlı tedavi için beklerken, hastanın olabildiğince fazla sıvı alması sağlanmalıdır. Hasta su içebiliyorsa. şekerli ya da tuzlu bir eriyik verilir. Tuzlu eriyik 1 litre suda bir kaşık sofra tuzu eritilerek hazırlanır.
Gönderen turkiyya zaman: 10:34 0 yorum
Etiketler: CERRAHİ, HEMATOLOJI, KALP VE DAMAR
PERNİSİYÖZ ANEMİ
10 Mayıs 2009 Pazar
B12 vitamini (Kobalamin) eksikliğine bağlı hastalıktır.
B12 Vitamin Eksikliği:
B12 vitamini hayvansal orijinli olup tüm gıdalarda bulunan bir vitamindir.
Gıdalarla alındıktan sonra mide sekrasyonunda bulunan R Faktör adı verilen bir kimyasal madde ile birleşir ve Doudenum'a (12 parmak barsağı) gelir.
Burada pankeas ezimlerinin etkisiyle Kobalamin R Faktöründen ayrılır ve mide tarafından salgılanan İntrensek Faktör adı verilen adde ile birleşir.
İntrensek Faktör ise Kobalamin terminal ileum'a (ince barsak son kısmı, B12 vitamini burdan emilir) kadar enzimatik bir yıkıma uğramadan ulaşmasını sağlar.
B12 vitamini bağırsaklardan emildikten sonra karaciğere taşınır ve burada depolanır.
Karaciğerdeki deposu yaklaşık 2.5 ile 5 mg arasındadır ve bu depo yaklaşık 3 ile 6 yıl arasında vücudumuzun ihtiyaçlarını karşılar .
Pernisiyöz aneminin önde gelen fizyopatolojik mekanizmalarından birisi, B12 vitamini emiliminin çeşitli faktörlerden birine bağlı olarak azalmasıdır. Atrofik mide mukozasının intrensek faktör salgılayamaması, en sık karşımıza çıkan pernisiyöz anemi nedenlerinden biridir. Gastrektomi, kronik atrofik gastrit ve miksödem de intrensek faktör salgılanmasında buna benzer olumsuz değişikliklere yol açabilir. İntrensek faktör noksanlığı nadiren doğuştandır. Diphyllobothriasis’te veya kör ans sendromu’nda diyetteki B12 vitamini konusunda bakteriler tarafından vitaminin kullanılması nedeniyle kompetisyon ve intrensek faktörün parçalanması görülebilir. Vitaminin ileum’da emildiği yerler doğuştan bulunmayabilir ya da regional enteritis veya cerrahi rezeksiyon sonucu ortadan kalkmış olabilir. Kronik pankreatit, malabsorpsiyon sendromları ve ağızdan kalsiyum bağlayan ilaçlar, aminosalisilik asit ve biguanid’ler gibi bazı ilaçların kullanılması; B12 vitamini emilmesini azaltan ancak, daha seyrek görülen nedenlerdendir. Vejetaryenlerin ağız yoluyla yeterli vitamin alamaması veya çok ender olarak uzun zamandır devam eden hipertiroidizm’de vitamin kullanımının artmış olması, yine B12 vitamininin noksanlığına yol açabilen durumlar arasındadır.
Bütün hastalarda anemi, sinsi bir şekilde gelişir ve giderek, karaciğerdeki büyük B12 depolarını tüketecek kadar şiddet kazanır. Yavaş gelişmesi nedeniyle bir çeşit fizyolojik uyum söz konusu olduğu için bu anemi, semptomlarına göre çok daha şiddetli olabilir. Bazen dalak ve karaciğer büyüyebilir. Hastada iştahsızlık, aralıklı kabızlık ve ishal, yeri pek belirlenemeyen karın ağrıları gibi mide - barsak kanalını ilgilendiren çeşitli semptomlar bulunabilir. Hasta tarafından genellikle “dil
yanması” şeklinde tanımlanan glossit sıktır. Ayrıca hastalarda önemli kilo kayıpları da görülebilir.
Nörolojik tutulma, anemi mevcut olmasa bile görülebilir. Olaydan en fazla periferik sinirler etkilenir. Sıklık sırası bakımından bunu omuriliğin tutulması izler. Omurilikteki olaylar önce arka kordonlarda ortaya çıkar ve alt ekstremitelerde vibrasyon duyusunun kaybı, pozisyon duyusunun kaybı ve ataksi nedenidir; daha sonra bunu spastisite, aşırı aktif refleksler ve Babinski belirtisiyle birlikte lateral kolonların tutulması izler. Bazı hastalarda bunların yanısıra irritabilite, hafif bir depresyon veya gerçek anlamda paranoya ( megaloblastik çılgınlık) bulunabilir. Nadir olarak sarı-mavi renk körlüğü de görülmektedir. B12 tedavisine çabuk cevap veren kaynağı bilinmeyen ateş yükselmesi, diğer ender belirtiler arasındadır. Özellikle tiroid ve adrenallerle ilgili endokrin noksanlıklar pernisiyöz anemi ile birlikte bulunduklarında, mide mukozasındaki atrofinin otoimmun bir nedenle meydana geldiğini düşündürür. Pernisiyöz anemiye hipogammaglobulinemi eşlik edebilir.
Gönderen turkiyya zaman: 12:11 0 yorum
Etiketler: beslenme, KALP VE DAMAR
HİPERTANSİYON ( TANSİYON YÜKSEKLİĞİ )
20 Mart 2009 Cuma
Hipertansiyon Yada Tansiyon Yüksekliği Nedir?
Kan basıncının istenilen değerlerin üzerinde olması durumu hipertansiyon olarak tanımlanır. Kan basıncı sistolik (büyük tansiyon) ve diyastolik (küçük tansiyon) basınç olarak iki farklı değerden oluşur.
Normal kan basıncı değerleri sistolik için 120 mmHg, diyastolik için ise en çok 80 mmHg olmalıdır.
Sistolik 140, diyastolik 90 mmhg üzeri değerler ise hipertansiyon olarak kabul edilmektedir.
140/90-120/80 arası değerler prehipertansiyon yani tansiyon öncesi dönem olarak kabul edilmektedir.
Bu gruptaki hastalarda hipertansiyonlu hastalar gibi yakından takip edilmelidir.
Hipertansiyonun Sıklığı Nedir?
Türkiye'de 28 yaşın üzerindeki erişkin erkeklerin %49' unda, erişkin kadınların %56'sında kan basıncı yüksekliği vardır.
Bir başka deyişle ülkemizde yaklaşık 16.3 milyon insanın hipertansiyonlu olduğu söylenebilir.
Bu nedenle toplumun her yaş grubundan bireyler yılda en az bir kez tansiyonlarını kontrol ettirmelidirler.
Hipertansiyon Belirtileri Nelerdir?
Hipertansiyon pek çok zaman belirti vermeyebilir, bu nedenle yüksek tansiyonu olan insanlar durumlarının farkında olmayabilir.
En sık belirtiler baş ve ense ağrısı, baş dönmesi, çarpıntı, burun kanaması ve nefes darlığıdır.
Bunların haricinde halsizlik, sık idrara çıkma, kas krampları da görülebilir.
Hiçbir belirti olmadan da hipertansiyon olabileceğinden ergenlik sonrası dönemde en az yılda bir kez tansiyon ölçtürülmelidir.
Hipertansiyonun Zararları Nelerdir?
Hipertansiyon, beyin kanaması, felç, kalp yetersizliği ve kalp krizi, böbrek yetersizliği, görme kaybı gibi hastalıklara neden olabilir.
Bu hastalıklar uzun dönemli ve kontrolsüz hipertansiyonun sonucunda ortaya çıkan durumlardır. Kontrolsüz tansiyon yüksekliği damar sertliğine (ateroskleroz) ve dolayısı ile felç ve kalp krizi gibi damar tıkanıklığı nedeniyle oluşan hastalıklara yol açmaktadır.
Yine uzun dönemde böbrek yetersizliği ve görme bozuklukları kontrolsüz hipertansiyonun olumsuz sonuçlarıdır. Hipertansiyon kalp kasının yükünü artırdığından, kalp kaslarında kalınlaşma ve uzun dönemde de kalp büyümesi ve kalp yetersizliği ile sonuçlanabilmektedir.
Kısacası yüksek tansiyon tedavi edilmez ise ölümcül sonuçları olan bir hastalıktır.
Tüm bunlara rağmen kan basıncı değerleri normal sınırlarda tutulan hipertansiyon hastalarında bu hastalıkların oluşması önlenebilir.
Hipertansiyon Tedavisi Nasıldır?
Hipertansiyon tedavisi ömür boyudur, tedavide kullanılan ilaçlarla kan basıncı normal sınırlara düşer ancak tedavi kesilirse kan basıncı yine eski değerlerine ulaşacaktır. Bu nedenle tedaviye ara verilmemeli, en az yılda bir kez doktora kontrole gidilmelidir.
İlaçların yanında uygulanacak bazı hayat tarzı değişikliklerinin de tansiyon kontrolünde önemli rolleri vardır.
Sigaranın bırakılması, fazla kiloların kaybedilmesi, alkol tüketiminin kesilmesi, düzenli egzersiz program uygulanması, tuz alımının kısıtlanması, potasyum içeriği fazla besinlerin tüketilmesi (muz, patates, kuru meyveler), uygun diyet yapılması, stresten uzak durulması, ilaçların düzenli olarak kullanılması ve düzenli doktor kontrolüne gidilmesi mutlaka dikkat edilmesi gereken konulardır.
Bazen tek başına sigaranın bırakılması ve fazla kiloların verilmesi tansiyonun kontrol altına alınmasında yeterli olabilmekte ve ilaçların azaltılması ya da kesilmesini sağlayabilmektedir.
Bu nedenle hipertansiyonu olan hastaların hayat düzenlerinde önemli değişikliklere gitmeleri gerekmektedir.
Bir yakınımda hipertansiyon var, benim kullandığım ilacı ona da verebilir miyim?
Hayır, kesinlikle böyle bir davranışta bulunmayınız, bulunanları da uyarınız. Sizin için uygun olan bir ilaç bir başkası için zararlı olabilir, bu nedenle yakınınızın bir doktora başvurmasını öneriniz.
Kan basıncımı evimde ölçebilir miyim?
Kan basıncının nasıl ölçüleceği konusunda yeterli bilgiyi bir doktor veya eğitim programından öğrenmeye çalışınız. Bilek ve koldan kan basıncı ölçen elektronik aletler de kullanılabilir; ancak bu aletlerin güvenilirliğini anlamak amacı ile civalı bir tansiyon aleti ile alınan değerlerle karşılaştırmasının yapılması uygun olur. Ayrıca bilekten ölçen cihazların, kabaca fikir vermekle birlikte, güvenilirlikleri sınırlıdır. En doğru sonuç veren aletler civalı ölçüm cihazlarıdır.
Tansiyon ölçülürken nelere dikkat etmeliyim?
Kan basıncı ölçülmeden önce en az beş dakika dinlenmelisiniz. Son yarım saat içinde kahve, kola gibi kafeinli içecekler veya sigara içmemiş olmalısınız. Tansiyon aletiniz kolunuzun çevresini ve boyunu yeterli olarak sarmalıdır, dinleme cihazını (steteskop) tansiyon aletinin manşonu altına sokmamalısınız.
Hipertansiyon tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkileri var mıdır?
Her ilacın kendine özgü yan etkileri olabilir. Kullandığınız ilaçların yan etkileri konusunda doktorunuza danışınız, ancak genel olarak söylemek gerekirse tedaviden elde edilecek yarar ilacın olası zararından çok daha fazladır. Bu nedenle hipertansiyon tedavisi için verilen ilaçlar düzenli olarak kullanılmalıdır.
Gönderen turkiyya zaman: 15:44 0 yorum
Etiketler: KALP VE DAMAR
Elektrokardiyografi (EKG)
2 Mart 2009 PazartesiKalbin sinirsel iletim sisteminin ve kasının çalışmasını incelemek üzere kalpte meydana gelen elektrik faaliyetinin kaydedilmesi. Bu kayıt aracılığı ile elde edilmiş grafiğe Elektrokardiyogram, kullanılan alete ise Elektrokardiyograf denir. Bir akım yükselteci tarafından yükseltilen kalbin gerilimleri özel bir kâğıt üzerine kaydedilir.
Bu makine ilk defa Hollandalı fizyolog Willem Einthoven tarafından kullanılmıstır ve bu keşfiyle Tıp Nobel Ödülü kazandı.
Geliştirilen bu ilk cihaz 270 kg ağırlığındaydı. Ama bu cihaz geliştirildikçe küçüldü ve artık günümüzde elle taşınabilen EKG cihazlarının ağırlığı 1 kg'ın altına inmiştir. Bu cihazların çalışma prensipleri de Einthoven'in ilk cihazındakine benzer. Son zamanlarda bu sahaya bilgisayarlar da girmiş bulunmaktadır. Ayrıca EKG'yi aynı anda hem kağıda kaydetmek hem de görüntülemek (bir ekranda) mümkündür. Elde edilen bilgileri anında değerlendirip rapor veren cihazlar da mevcuttur.
Myokard dediğimiz kalp kası kendi başına kasılma özelliğine sahiptir. Kalbin sinüs düğümü adı verilen noktasından çıkan düzenli uyarılar özel bir iletim yolu takip ederek kas (myokard) hücrelerine varır. Dinlenmekteyken elektrik bakımından sakin (polarize) durumda olan hücreler, gelen uyarı ile uyarılarak (depolarize olarak) kasılırlar ve boyları kısalır. Böylece kalp odacıklarını çevreleyen myokardın bütünü kasarak içindeki kanı pompalar. Bu kalp kasılmasına sistol denir. Myokard hücreleri çok kısa süren bu kasılma döneminden sonra hemen eski elektrik yüklerini kazanarak tekrar sakin (polarize) duruma geçerler yani gevşer ve bu kalp gevşemesine diastol denir. Bu olay nabız sayısı kadar tekrarlanır. Nabız sayısı 60 olan kişide bu Depolarizasyon-Repolarizasyon olayı dakikada 60 defa tekrarlanır. Kalbin elektrik faaliyeti ile meydana gelen potansiyel değişiklikleri, kalp çevresindeki dokuların ve özellikle kanın yardımı ile bütün vücuda aynı anda yayılır.
Vücudun çeşitli yerlerine konan iletici uçlar (elektrotlar) aracılığı ile ortaya çıkan elektrik değişiklikleri EKG cihazi vasıtasıyle yükseltilerek kaydedilir. Her bir değişik bölge için çizdirilen elektrokardiyogram eğrisine derivasyon denmektedir. Normal EKG'de 12 ayrı derivasyonun kaydı yapılır.
Elektrodların yerleşim yerleri:

Önce hastanın kol ve bacaklarına elektrotlar bağlanır.
1. derivasyon, sol kol-sağ kol arasındaki farkı;
2. derivasyon, sağ kol-sol bacak arasındaki farkı;
3. derivasyon, sol kol-sol bacak arasındaki farkı gösterir.
Bunlara standart derivasyonlar denir.
Ayrıca yükseltilmiş (augmented) derivasyonlar vardır ki bunlarda vücudun üç elemanından (kol ve bacakların üçünden) gelen akımlar sıfıra indirgenip dördüncüsünden gelen akım kaydedilir.
Bunlar da üç tanedir:
- aVR (sağ kol),
- aVL (sol kol)
- aVF (sol bacak).
Göğüs çevresinden alınan 6 çeşit derivasyon daha vardır :
(V1, V2, V3, V4, V5 ve V6).
Bu şekilde kaydedilen 12 derivasyon sırasıyla kâğıt üzerine geçirilir. Kalbin çeşitli bölgelerinin rahatsızlıkları değişik derivasyonlarda belli değişiklikler meydana getirirler ve hekimin kalp rahatsızlığının cinsini ve bölgesini teşhiste yardımcı olurlar.
Normal bir EKG'de P, QRS ve T diye adlandırılan 3 dalga ve bunlar arasında düz çizgiler vardır. Bu dalga ve çizgilerdeki değişiklikler normalden
sapmaları gösterir.
- P dalgası ventrikülün (kulakçıkların) uyarılması ile kasılmasını gösterir.
- QRS dalgası atriumlara (karıncıklara) geçen uyarının bunları kasmasını gösterir.
- T dalgası atriumların (karıncıkların) polarize (sakin - gevşeme) hale gelmesini gösterir.
Dalgalar arasındaki mesafeler dalgaların süresi yükseklikleri (voltajları), şekilleri, düzenli olarak birbirlerini takip etmelerindeki değişiklikler kalpte olabilecek yapı değişikliğini veya hastalığı gösterebilir.
Gönderen turkiyya zaman: 08:35 0 yorum
Etiketler: KALP VE DAMAR
KALP KRİZİ BELİRTİLERİ (TEST)
27 Şubat 2009 Cuma- Göğsünüzde tam yeri belli olmayan sıkışma hissi veren bir ağrı var mı?
EVET / HAYIR
- Bu ağrı sol kola ve çeneye doğru yayılma gösteriyor mu?
EVET / HAYIR
- Ağrıyla birlikte soğuk terleme, mide bulantısı var mı?
EVET / HAYIR
- Ağrı ile birlikte nefes darlığı, baş dönmesi, baygınlık hissi yaşıyor musunuz?
EVET / HAYIR
- Anne ve babanızda kalp hastalığı; sizde şeker hastalığı, yüksek kolesterol var mı?
EVET / HAYIR
- Daha önce kalp krizi geçirdiniz mi?
EVET / HAYIRYORUMLAMA:
Bu sorulardan çoğunluğuna cevabınız evet' cevabı verdiyseniz, muhtemel kalp krizi geçiriyor, ya da geçirme ihtimaliniz olabilir.
Bu durumlarda öncelikle acil yardım çağırmanız veya en yakın sağlık kuruluşuna başvurmanız gerekir.
Gönderen turkiyya zaman: 11:07 1 yorum
Etiketler: KALP VE DAMAR
SORULARLA KALP KRİZİ
Kalp ölümleri hızla artıyor, bunun sebebi nedir?
Her şeyden önemlisi toplum olarak bu ölümlere genetik yapımız ve
değişen yaşam şeklimiz sebep oluyor. Hareketsiz bir yaşam sürdürüp
egzersiz, spor yapmıyoruz. Dengeli beslenmiyoruz. Sigara içiyoruz.
Bütün bunlar kalp kaynaklı ölümlerin artmasına sebep oluyor.
Sağlıklı kalbi olan da kalp krizi geçirir mi?
Daha öncesinde kalp ile ilgili muayene olup, sonuçları normal çıkan
hastalarda kalp krizi görülebilmektedir. Ancak bu oran düşük olup
genelde büyük bir üzüntü, heyecan veya ani stresle birliktelik gösterir.
Gençler arasında kalp ölümlerinin artmasının nedeni nedir?
işsizlik veya yoğun iş temposu, sosyal statü, sigara, yanlış beslenme,
stres gibi unsurlar çok etkili. Özellikle yoğun tempoyla çalışan genç
işadamlarının kalp sağlığına dikkat etmeleri gerekir.
Kalp krizi nasıl belirti verir? Ne kadar süre önce belirtiler baslar?
Bazen hiç belirti vermeyebilir, ilk belirti bir kalp krizi olabilir ve
geçirilen krizle kişi hayatını kaybedebilir. Bazı durumlarda ise kalp
krizi geçirilir ve kişi hiç farkında olmaz. Daha sonra yapılan tetkiklerde
tesadüfen rastlanılır. Bu son durum şeker hastalarında daha sıktır.Bu
grup hastalığa toplumda gizli gelişen kalp hastalığı denmektedir ve
kalp hastalığı mevcut kişilerde % 20'lik bir grubu oluştururlar. Kalp
krizi genellikle boyuna, kola ve sırta yayılan göğüste baskı ve yanma
ile kendini gösterir.
Kalp krizi geçiren biri kriz anında ne yapmalı?
Yalnız başınaysa öncelikle panik yapmamalı; eğer kullandığı kalp
ilacı (dilaltı) varsa önce onu içmeli; bir kanepeye uzanmalı ve
ayaklarını yüksek bir yere koymalı; 10 dakika sonra ağrı geçmediyse,
dilaltı ilacından yeniden almalı. Eğer ağrı dinmiyorsa, bir ambulans
çağırıp, dış kapıyı açarak kanepeye uzanıp sakince beklemeli.
Ailede kalp hastalığı hikayesi olanlar nasıl tedbir almalı?
Kalp hastalığı açısından düzenli kontrollere gitmeli ve yaşam tarzına
dikkat etmelidir.
Büyük üzüntü kalbi hasta eder mi?
Kalbin en büyük düşmanlarından biri adrenalindir. Adrenalin
korku,heyecan ve üzüntü gibi durumlarda yükselir. Adrenalin
yükselmesine sebep olan durumlar bir kalp krizini tetikleyebilir.
Erkekler neden daha çok kalp krizi geçiriyor?
Genetik, hormonal ve de çevresel faktörlerin yol açtığı bir durum.
Menapoz öncesi bir kadın kendinden 10 yaş genç bir erkekle kalp
hastalığı açısından eşit riske sahiptir. Menapoz sonrası kadınlardaki
kalp hastalığı riski artmakla beraber hiçbir zaman erkeklerin sahip
olduğu risk düzeyini geçmemektedir.
Bu Konu ile ilgili diğer konularımız:
KALP KRİZİ NEDİR
KALP KRİZİ TEDEVİSİ NASIL YAPILIR
Gönderen turkiyya zaman: 10:57 0 yorum
Etiketler: KALP VE DAMAR
KALP KRİZİ TEDAVİSİ
KALP KRİZİ TEDAVİSİ NASIL YAPILIR:
Bir kardiyoloji merkezinde, koroner yoğun bakım şartlarında tedavi yapılmalıdır.
Hastanın başvuru zamanı ve geçirilen kalp krizinin tipine göre tedavi şekli değişebilir.
Hastaneye erken başvurmak tedaviye daha iyi cevap alınmasını sağlar.
Standard ilaç tedavisi yanında; koroner anjiografi sonrası PTCA+stent, trombolitik tedavi denilen pıhtı eritici spesifik ilaç tedavisi ve gerekirse acil ameliyat uygulanan tedavi yöntemleridir.
Tedavide başarı oranı %80'in üstündedir.
HASTANE AŞAMASI:
Acil servise ulaştığınız zaman acil hekimi sizin durumunuzu değerlendirdikten sonra hızlı bir EKG ( elektrokardiyografi) çektirecektir.
Bir kalp krizi geçirip geçirmediğiniz büyük olasılıkla bu şekilde anlaşılacaktır. Bazı durumlarda EKG tek başına kalp krizi tanısı koymak için yeterli olmayabilir. Böyle durumlarda kan tetkikleri istenir. Gerekli görülürse EKG ve kan tetkikleri tekrar edilebilir ve kesin tanı için hasta müşahade altında tutulabilir.
Kalp krizi tanısı konulduğu andan itibaren hasta takip için koroner yoğun bakım ünitesine alınır. Geçirilen kalp krizinin şekline göre ilaç tedavisi veya koroner anjiografi kararı alınır. Anjiografi sonrası balon- stent uygulanması veya acil by-pass kararları alınabilir. Anjiografi planlanmayan hastalarda standard ilaç tedavisi ile birlikte kalp damarında oluşan pıhtıyı eritmeye yönelik özel geliştirilmiş ilaçlar kullanılır.
Kalp krizi ile birlikte kalp fonksiyonları önemli oranda bozulabilir. Erken tanı ve tedavi ile hasar gören kalp dokusu miktarı en aza indirilir.
Tedavi sırasında hayatı tehtit edici ritm bozuklukları, kalp yetersizliği, solunum yetersizliği gelişebilir, ihtiyaç duyulan durumlarda hastalara geçici kalp pili takılabilir. Solunum yetersizliğine giren hastalar solunum cihazına bağlanarak takip edilirler.
Başarılı bir şekilde tedavi gören hastalar genellikle 48 saat sonunda takip için koroner yoğun bakımdan servise transfer edilirler.
Bu Konu ile ilgili diğer konularımız:
KALP KRİZİ NEDİR
SORULARLA KALP KRİZİ
Gönderen turkiyya zaman: 10:40 0 yorum
Etiketler: KALP VE DAMAR
KALP KRİZİ
KALP KRİZİ NEDİR?
Kalbi besleyen koroner damarların ani tıkanması sonucu oluşan klinik durumdur.
Kalp krizi önemli bir hastalık mıdır?
Kalp krizi geçiren hastalarda ölüm yüzdesi %35-40'a kadar çıkmaktadır. Kalp krizi geçiren hastaların % 20'si bir sağlık kuruluşuna başvurmadan kaybedilmektedir, Kalp krizi tanısıyla hastaneye başvuran ve tedavi altına alınan hastalarda ölüm yüzdesi %8'e kadar düşmektedir.
Kalp krizi bulguları nelerdir?
Göğüs ağrısı, soi kol ağrısı, göğüste sıkıntı hissi, nefes darlığı, çarpıntı, terleme, halsizlik, bulantı, kusma, bas dönmesi, baygınlık, ani bilinç kaybı görülebilir.
Tanısı nasıl konulur? Muayene, elektrokardiyografi, kan tetkikleri, gerekirse ekokardiyografi ile tanı konulur.
Kalp krizi anında ne yapılmalıdır?
Kalp krizini düşündürecek şikayetleri olan bir kişi en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Şikayetleri ciddi ve hareket edemeyecek durumda ise yatay pozisyonda uzanmalı, mümkünse bir aspirin çiğneyip yutmalı, kalp hastalığı için tedavi alıyorsa dilaltı almalı ve sağlık kuruluşuna nakil için yakınlarından veya 112'den yardım istemelidir.
hangi yaşlarda sık görülür?
Genel olarak 40 yaşın üstündeki kişilerde daha sık görülmekte ve yaşla bu sıklık artmaktadır. Yine de son dönemde kalp krizi görülme yaşı gittikçe düşmektedir.
Önceden belirlemek mümkün müdür ?
Risk faktörlerinin ortaya konması ve muayene, EKG, kan tetkikleri, efor testi, ekokardiyografi, sintigrafik tetkikler, çok kesitli bilgisayarlı tomografi, gerekli görülürse koroner anjiografi gibi testlerle koroner kalp hastalığı tanısı konulup, kalp krizi riski önceden tahmin edilebilir.
Ani üzüntü, heyecan, stres kalp krizine yol açar mı?
Koroner kalp rahatsızlığı olan, kalp damarlarında yağ plakları gelişen birinde; ani psikolojik stres bu plaklarda çatlama ve pıhtı birikimine yol açarak bir kalp krizine yol açabilir.
RİSK FAKTÖRLERİ:
Erkek cinsiyet, ileri yaş, ailede kalp hastalığı olması, şeker hastalığı, hipertansiyon, kolesterol değerlerinin yüksek olması, sigara, aşırı alkol alımı, şişmanlık, senil ( hareketsiz ] yaşam, stres, kalp hastalığı tanısı konan kişiler, felç geçiren kişiler.
Kalp krizi açısından risk faktörlerine sahip kişilerin kontrol için bir kardiyoloji merkezine başvurması ve gerekli kontrollerini yaptırması oluşabilecek bir kalp krizi riskini en aza indirecektir.
KRİZ GEÇİRİRKEN NE YAPMALI?
Kalp krizini düşündüren ağrınız olursa aşağıdaki uygulamaları yapmanız önerilir:
* Paniğe kapılmayın,
* Eğer yalnız değilseniz hemen uzanın,
* En yakın ambulans sistemini arayın ve durumu bildirin,
* Eğer yakınınızda sizi sağlık kuruluşuna hızla ulaştıracak bir ambulans sistemi yoksa, yakınlarınızdan sizi yürütmeden en yakın hastaneye ulaştırmalarını isteyin.
Bu Konu ile ilgili diğer konularımız:
KALP KRİZİ TEDEVİSİ NASIL YAPILIR
SORULARLA KALP KRİZİ
Gönderen turkiyya zaman: 10:23 0 yorum
Etiketler: KALP VE DAMAR
ANEVRİZMA NEDENİ NEDİR?
26 Şubat 2009 Perşembe
Anevrizma ateroskleroz (atardamarların içindeki kalınlaşma ve daralma) nedeniyle oluşabilir. Ateroskleroz geliştikçe atardamar duvarları kalınlaşır, hasarlanır ve normal iç yüzeylerini kaybeder. Atardamarın bu hasarlanmış kısmı içindeki kanın basıncıyla gerilebiür veya balonlaşabilir. Böylece anevrizma oluşur.
Anevrizma aynı zamanda atardamarın içindeki sürekli yüksek kan basıncı dolayısıyla da oluşabilir.
TAA göğüste oluşan bir travma ile (örneğin araba kazası sonucu oluşan travma) oluşabilir. Marfan sendromu gibi bazı tıbbi durumlar da anevrizmaya neden olabilir.
Anevrizmaların bulgu ve işaretleri tipine, yerleşimine ve patlayıp patlamadığına veya vücuttaki diğer yapılarla ilişkisine bağlıdır. Anevrizmalar yıllar boyunca herhangi bir şikayete yol açmaksızın oluşup büyüyebilir.
ABDOMİNAL AORT ANEVRİZMALARI Çoğu AAA'lar yıllar boyunca yavaşça büyürler ve patlayana kadar herhangi bir şikayete yol açmazlar. Bazen doktorlar muayene sırasında hastanın karnında nabız veren bir kitle farkedebilirler. Eğer şikayete yol açarlarsa, bu şikayetler sırtta veya karnın kenarlarında derin batıcı tarzda ağrı, karında saatler veya günler boyunca süren sabit yanıcı ağrı, ayaklarda soğuma veya uyuşma şeklindedir. Eğer AAA patlarsa şikayetler karnın alt kısmında veya sırtta ani ve şiddetli ağrı, bulantı ve kusma, ciltte terleme, baş dönmesi ve ayağa kalkınca artmış kalp hızı şeklinde olur.
TORASİK AORT ANEVRİZMALARI Torasik aort anevrizmaları büyüyene veya patlayana kadar şikayete yol açmayabilirler. Ortaya çıkan şikayetler çenede, boyunda, sırtta veya göğüste ağrı veya öksürük, ses kısıklığı veya nefes almada zorluk şeklindedir.
PERİFERİK ANEVRİZMALAR Periferik anevrizmalarda ortaya çıkan şikayetler, boyunda, kolda veya bacakta hissedilen nabız veren kitle, kol veya bacak ağrısı, egzersiz krampı şeklindedir.
Anevrizmalar rutin fizik muayene sırasında şans eseri bulunabilirler. Sıklıkla anevrizmalar göğüs veya karın ağrısı gibi başka nedenlerle yapılan ultrason, röntgen veya bilgisayarlı tomografi sırasında şans eseri bulunurlar. Anevrizma tanısı koymak için röntgen, ultrason, bilgisayarlı tomografi, magnetik rezonans görüntüleme, anjiografi gibi yöntemler kullanılır.
RİSK FAKTÖRLERİ:
1. Atardamarlarda yağ depolanması
2. Sigara içenler 8 kat daha fazla riske sahiptirler.
3. Aşırı kilo veya obezite
4. Aort anevrizması, kalp hastalığı veya atardamarların diğer hastalıkları için aile hikayesi.
5. Aort duvarını zayıflatan bazı hastalıklar (Marfan sendromu, tedavi edilmemiş sifilis, tüberküloz)
6. Araba kazası sırasında göğüs darbesi gibi travmalar.
7. 35-60 yaşları arasında ciddi ve kalıcı yüksek kan basıncı
8. Kokain gibi uyarıcı ilaçların kullanımı.
Bu kouyla ilgili diğer konularımız:
ANEVRİZMA NEDİR?
ANEVRİZMANIN TEDAVİSİ
Gönderen turkiyya zaman: 11:52 0 yorum
Etiketler: KALP VE DAMAR
ANEVRİZMANIN TEDAVİSİ
Özellikle küçük olan ve ağrıya neden olmayan anevrizmalar dikkatli gözlem ile tedavi edilebilirler. Diğerleri büyümeyi engellemek ve komplikasyonları engellemek için tedavi edilmelidirler. Tedavinin amacı anevrizmanın büyümesini, diğer vücut yapılarına zarar vermesini, patlamasını engellemeyi ve hastanın normal günlük aktivitelerine devam etmesini sağlamaktır.
TEDAVİ SEÇENEKLERİ:
ilaçla tedavi ve cerrahi, anevrizmaların iki tedavi şeklidir, ilaçlar cerrahiden önce veya cerrahinin yerine kullanılabilir, ilaçlar kan basıncını azaltmak, kan damarlarını rahatlatmak ve patlama riskini azaltmak için kullanılırlar. Eğer anevrizma büyükse ve patlama riski varsa cerrahi önerilir. Eğer anevrizmalarda diseksiyon gibi bir komplikasyon gelişmişse acil cerrahi gerekir.
ANEVRİZMA TİPLERİNE GÖRE TEDAVİ:
AORT ANEVRİZMALARI Aort anevrizmaları için tedavi önerileri,anevrizmanın boyutuna göre belirlenir. Erken tanı konulan küçük anevrizmalaryakın takip ile tedavi edilebilirler. Eğer aort çapı küçük ise Ocm'den az) ve herhangi bir şikayeti yoksa yakın takiple 5-10 yılda bir
muayene gereklidir. Eğer aort çapı 3-4 cm arasındaysa hasta yılda bir kez ultrason yapılması için doktora gelmelidir. Eğer aort çapı 4-4,5 cm arasındaysa her 6 ayda bir test yapılmalıdır. Eğer aort çapı 5 cm'den büyükse veya yılda 1 cm'den fazla büyüme varsa en kısa zamanda cerrahi yapılmalıdır.PERİFERİK ANEVRİZMALAR Çoğu periferik anevrizmalar şikayete neden olmazlar. Çok nadiren patlarlar. Periferik anevrizmaların tedavileri şikayet olup olmamasına, anevrizmanın yerleşim yerine ve atardamardan kan akımının engellenmediğine bağlıdır. Dizin arkasındaki 2,5 cm'den büyük bir anevrizmada genellikle cerrahi gerekir.
Tüp greft yerleştirilmesi ile asendan anevrizma tamiri Eğer aort kapakçığı normal, aort kökü genişlememiş ve anevrizma asendan aortta ise anevrizma tamiri tüp greft yerleştirilmesi şeklinde yapılır.
Aort kapakçığı korunarak yapılan anevrizma tamiri Eğer Anevrizma tedavisi için eğer ameliyat gerekli ise anevrizmanın yerleşimine, boyutuna ve aort kapakçığının fonksiyonuna göre ameliyat şekline karar verilir. mümkünse aort kapakçığını değiştirmek yerine aort kapakçığını koruyarak ameliyat yapmak tercin edilir. Bu tip bir işlem aort kökü anevrizmatik olan ve aort kapakçığında yetmezlik bulunan fakat aort yaprakları şekil olarak normal olan hastalarda uygulanabilir.
Kompozit aort kökü değiştirilmesi Eğer hastalarda aort kökü ile beraber aort kapakçığının da değiştirilmesi gerekiyorsa kompozit aort kökü değiştirilmesi operasyonu yapılır. Bu ameliyatta yapay bir tüp damarın içine yapay bir aort kapak daha önceden yerleştirilmiştir ve aortayı değiştirmek için kullanılır.
Aort arkı cerrahisi Aort arkı cerrahisi teknik olarak oldukça zordur. Bu cerrahi sırasında beyni korumak için dallı bir greft kullanılır, vücut soğutulur (hipotermik dolaşım arresti), ve antegrad serebral perfüzyon denilen bir işlem ile beyne oksijenden zengin kan gönderilir.
Torakoabdominal anevrizma tamiri Torakoabdominal aortayı içeren
anevrizmaların tamiri kompleks ve geniş bir cerrahi işlem gerektirir. Cerrahinin potansiyel bir komplikasyonu spinal kordu besleyen atardamarların bu bölgeden çıkması nedeni ile spinal kordun beslenmesinin bozulmasıdır.Stent greft yerleştirilmesi lendovasküler tamir Bazı durumlarda, ve asendan aortayı içermeyen bazı anevrizmalarda stent greft tamiri diye bilinen yeni bir tamir yöntemi vardır.
Abdominal anevrizma tamiri için minimal invazif bir tedavi yöntemidir. Bu tarz stent greft yerleştirilmesi bu iş için yeterli donanıma sahip merkezlerde yapılabilir. Hastanemizde bu işlem başarı ile gerçekleştirilmektedir. Abdominal aort anevrizması tamiri Abdominal aort anevrizmalarının cerrahi tedavisinde tüp greft yerleştirilmesi yapılır. Bazı durumlarda iliak arterler de anevrizmatik ise pantolon greft kullanılır.
Bu kouyla ilgili diğer konularımız:
ANEVRİZMA NEDİR?
ANEVRİZMA NEDENİ NEDİR?
Gönderen turkiyya zaman: 11:51 0 yorum
Etiketler: KALP VE DAMAR


