SOLUNUM SİSTEMİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SOLUNUM SİSTEMİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ÇOCUKLUK ÇAĞINDA ALLERJİ

15 Nisan 2009 Çarşamba

Allerji nedir?
Allerji, vücudumuzdaki mikroplara ve zararlı maddelere karşı kullanılan insan savunma mekanizmalarının alışılmışın dışında cevap geliştirmesiyle gerçekleşir.
Bundaki kasıt, normalde bize zararlı olmayan çoğu insanın alışkın olduğu allerji yapıcı maddelere, allerjili kişinin alışamaması, zararlı bir maddeymiş gibi algılaması ve buna karşı aşırı cevap vermesidir.
Bazı kişiler allerji gerçekleştirirken, bazı kişilerin niye allerji gerçckleştirmediği tam olarak bilinmemektedir. Ancak ailesel yatkınlık olup, bu kişilere atopik bünyeli denilmektedir.
Öte yandan sanayileşmiş, gelişmiş şehirlerde alerji daha fazla görülmekte. Kırsalda ve köylerde ise daha az görülmektedir.

Allerji Nedenleri:
Doğada bir çok allerji yapıcı madde vardır. Bunlar:
Başlıca yiyecekler (portakal, çilek, muz, fıstık, deniz ürünleri ve inek sütü gibi çeşitli yiyecekler), kimyasal maddeler ve boyalar, ilaçlar, parazitler (kurtçuklar), çiçek ve ağaç tozları (polenler), ev tozları denilen akarlar, mantarlar (küfler), kedi ve köpek gibi hayvan tüyleri, bazı böcekler (hamam böcekleri gibi) ve bilinmeyen bir sürü neden mevcuttur.
Bunun dışında soğuk ve sıcak da allerji yapabilir.
Allerjiye yol açan bir çok sebep olmakla birlikle bir çok allerjik hastalık da vardır:

Allerji Tipleri:
Allerjik konduktivit: Gözlerin tekrarlayan kızarması, kaşınması ve sulanmasıyla gider.

Allerjik rinit: Burnun kaşıntısı ve akıntısıdır.

Hapşırma ve göz sulanması: saman nezlesi olarak bilinir.
Bu hastalarda göz altında koyu renk halkalar, burunla sürekli oynama, kaşıma ve burunda çizgilenme olabilir.

Allerjik sinüzit ve faranjit: Üst solunum yollarının allrjisidir. Bu hastalarda tekrarlayan öksürük (gece öksürüğü). bademcik ve geniz etleri, geniz akıntısı ve bazen hafif balgam görülür.

Astım bronşiale: akciğerlrin ve hava yollarının allerjiye cevabı ile oluşur. Aralıklı olarak tekrarlayan kuru veya krem renkli hafif bir balgamla birlikte, nöbet şeklinde öksürüğe yol açar ve solunum sıkıntısı ile hırıltıya yol açabilir. Ancak 2 yaşından önce görülen mikrobik sebeple gerçekleşen (virüslerle) ve hırıltılı solunum sıkıntısıyla kendini gösteren bronşiolit denilen hastalık ile karışabilir. Bronşiolit kesinlikle allerji demek değildir.

Deri allerjileri: Egzema, ürtiker (kurdeşen) ve döküntüler (ilaç ve gida allcrjisi) ile ortaya çıkabilir.

Sindirim sistemi allerjisi: Bağırsaklar ve midede gerçekleşen sindirim güçlüğü, ishal, gaz, karın ağrısı ve sancı yapabilir.

Anaflaksi: Allerji yapan etkene karşı aşırı cevap verme sonucu şok ve Ölüme yol açabilen allerjik bir olay olup penisilin allerjisi buna iyi bir örnektir.

Allerji Testleri ve Muayenesi:
Allerjide yol açan etkenden korunmak en önemli tedavi basamağıdır. Ama bu her zaman mümkün olamamaktadır. Yol açan etkeni bulmada deri testleri, kan testlerinden daha güvenilir ve daha ucuz bir yöntemdir.

  • Besin allerjisinde şüphelenilen yiyecekleri teker teker kesip, tekrar almak allerji sebebini bulmada yardımcı olabilmektedir.
  • Yaşanılan evin nemli, bodrum katı olması veya evde nemlendirici olması, küf ve mantar allerjisini düşündürebilir,
  • Mevsimsel ve dışarıya çıkıldığında allerjinin olması çiçek ve bitki tozlarını (polen);
  • Hastanın etrafında evcil hayvan bulunması kedi ve köpek tüyü allerjisini,
  • Yatak odasında kitap, pelüş oyuncak, halı bulunması ve ev süpürürken şikayetin artması ev tozu allerjisini düşündürebilir.
Ayrıca evde fanlı aletlerin bulunması, sigara içilmesi, egzos ve fabrika dumanları allerjik olayları arttırır.

Dikkat Allerji Değil !!!
Kreşte ve okulda tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonu (nezle, grip) geçiren hastalarda allerjik olaylar anabilir ve yanlış yorumlanabilir.
Bu hastalarda her yıl sonbaharda yapılacak grip aşıları korunmaya yardımcı olabilmektedir.
Bunlarla birlikte allerjiyle karışan bir sürü hastalığın olduğu ve bunlarında araştırılması gerektiği unutulmamalıdır.

Allerji Tedavisi:
Tedavide öncelikle ilaçlar tercih edilmektedir. Akciğerde hava yollarını genişletici aceosoller tercih edilir.
Aşılama tedavisi ise, ilaçlardan daha fazla tedavi etkinliğinin olmaması, pahalı ve hayatı riske edecek allerjik olaylara yol açacağı veya hastalığı arttırıcı etkisi olduğu için ikinci basamakta kullanılmaktadır.

Sonuç olarak çocukluk çağı allerjik hastalıkların tedavi edilebileceği, astım gibi hastalıkların ergenliğe geçişle birlikte geçebileceği akılda tutulmalıdır. Ancak bunlar ömür boyunca sürebilir. Hastaların yakın takipte tutulması ve uygun dönemlerde kontrolü gereklidir.

AKCİĞER HSTALIKLARI

29 Mart 2009 Pazar

Akciğerlerimiz, havadaki oksijeni alıp vücüdumuzun diğer tüm organlarına gönderen hayat kaynağımızdır. Bu nedenle akciğerlerimize iyi bakmamız yaşamımız için çok önemlidir.
Bir dakikada hiç farkına varmaksızın 14-16 kez nefes alıp veriyoruz ve siz; bu yazıyı okurken son yarım saniyede yaklaşık yarım litre hava soludunuz. Soluduğumuz havada oksijenin yanısıra milyonlarca gözle görülmeyen partikül ve değişik gazlar da vardır, yani akciğerlerimiz aynı zamanda dış etkenlere en fazla maruz kalan, dünyaya açık olan organımızdır.
Aldığımız nefesle maruz kaldığımız dış etkenler, zararlı gazlar ve partiküller olabildiği gibi, bakteri virüs şeklinde enfeksiyöz ajanlar da olabilir.

Eğer sigara içiyorsanız unutmayınız ki her bir nefeste 40.000'in üzerinde kanserojen maddeyi, katranı, karbonmonoksit ve birçok zararlı gazı ciğerlerinize almış oluyorsunuz.
Dünyada aktif sigara içenlerde akciğer kanseri riski, hiç içmeyenlere göre 20-24 kez daha yüksektir ve akciğer kanserinden ölümlerin %85'i sigaraya bağlıdır.
KOAH diye kısalttığımız nefes darlığı ile kendini gösteren kronik tıkayıcı akciğer hastalığının %80-90'ından sigara sorumludur.

Akciğerlerimizin ve tüm organlarımızın sağlığı için özenli olmalı ve herhangi bir şikayetimiz olduğunda göğüs hastalıkları uzmanına başvurmalıyız.
Tüm bu rahatsızlıklar için erken tanının, erken tedbir almanın ve tedavinin çok önemi vardır.

Göğüs Hastalıkları Polikliniğine Kimler Başvurmalıdır?
• Öksürük,
• Balgam çıkarma,
• Kan tükürme,
• Nefes darlığı,
• Göğüs ağrısı gibi şikayetleri olanlar,
• Yoğun sigara içenler,
• Mevcut bir akciğer hastalığı olup başka nedenle ameliyat olması gerekenler Göğüs Hastalıkları Polikliniği'ne başvurmalıdır.

Göğüs Hastalıkları Bölümünün Alanına Giren Hastalıklar
• Astım,
• Kronik bronşit ve KOAH gibi sigaraya bağlı gelişen tüm akciğer hastalıkları,
• Akciğer kanseri,
• Zatürre,
• Tüberküloz gibi enfeksiyöz akciğer hastalıkları,
• interstisiyel akciğer hastalıkları (Sarkoidoz, kullanılan ilaçlara bağlı akciğer sorunları, mesleki maruziyetler gibi) ve diğer pek çok hastalıklardır.

SES KISIKLIĞI

17 Mart 2009 Salı

İnsanları hayvanlardan ayıran en önemli özellikler konuşma ve düşünme yetenekleridir. Konuşma, larenks (Gırtak) tarafından oluşturulan bir dizi süreçle meydana getirilen ses sayesinde başanlnmaktadır. Kişi de değişik nedenlerle oluşabilecek ses kısıklığı başta sesini profesyonel olarak kullananlarda olmak üzere herkesi derinden etkilemektedir.


SESİMİZ NASIL OLUŞUR:
Sesin oluşumunda;akciğer, larenks (gırtlak) ve üst solunum yolları ve sinüsler değişik görevler üstlenmektedir. Bunlardan akciğer, larenkste yerleşen ses tellerinin titreşmesini sağlayan basınçlı havayı temin eder. Larenks ses tellerini bandırarak sesimizin oluşumunda önemli bir rol oynar.
Üst solunum yolları ve sinüslerimiz ise oluşan sesin şekillenmesini (rezonans) sağlar.
Bu organların değişik rahaısızltkları sesin karakterinin bozulmasına neden olur.

SES KISIKLIĞININ NEDENLERİ:
Ses kısıklığı, özellikle sesini uzun süre kullanan meslek gruplarında (öğretmen, ses sanatçıları vs.), sigara, çay ve kahve gibi keyif vericileri bol miktarda kullananlarda daha sık bir şekilde görülmekledir. Ses kısıklığına neden olan patolojilerin büyük çoğunluğu ses telleri üzerinde veya çevresinde yerleşir.
Bu patolojiler içinde diğerlerine göre daha az görülmesine karşın en ciddi olanı ses telinden kaynaklanan kötü huylu tümörler (noduller, polipler, kistler v.s.) aynı şekilde kendini ses kısıklığı yaparak belli etmektedir.
Ses kısıklığı yapan diğer patalojiler ise enfeksiyonlardır. Bunlardan özellikle kış aylarında toplum için büyük bir sağlık problemine neden olan üst solunum yolların enfeksiyonları önemli yer tutarlar.
Bir diğer ses kısıklığı nedeni ses tellerinin tek veya çift taraflı felçleridir. Bu duruma özellikle guatr amaliyatları sırasında ses tellerini hareket ettiren sinirin kesilmesi sebep olmaktadır.

Vücudumuzun başka bölgelerinde yerleşenlere nazaran ses tellerinin kötü huylu tümörleri çok erken dönemlerde ses kısıklığı yaparak erken teşhise olanak sağlamakta ve bu da hastalığın ilerlemeden tedavisine olanak sağlamaktadır.
Bu nedenledirki 10 günü aşan ses kısıklığı durumlarında mutlaka kulak burun boğaz muayenesi olmanız gerekmektedir.
Ses kısıklığı şikayetiyle başvuran hastalarda özellikle yapılması gereken dikkatli bir şekilde hastanın sorgulanmasıdır. Bu esnada hekimde ses kısıklığın nedenine yönelik bir fikir doğacaktır.
Takiben yapılan muayenede en önemli aşama, ses tellerinin endoskopik olarak görülmesidir. Bu sayede ses tellerinin görünüm ve hareketleri ayrıntılı olarak degeriendirilmektedir.

SES KISIKLIĞININ TEDAVİSİ:
Ses kısıklığına neden olan patolojiler içinde en sık olarak görülen üst solunum yollarının enfeksiyonlarının tedavisinde antibiyotik, sistemik dekonjestan, antiinflamatuar ilaçlarla sıkça başvurulmaktadır. Özellikle bu dönemde hastaların sıvı tüketimlerini arttırmaları tedaviye yardıma olması bakımından çok önemlidir.
Ses kısıklığının melign (kötü huylu) tömürlerinde mümkün oldukça en erken dönemde tümöral kitlenin cerrahi olarak temizlenmesidir.
Ses tellerinin iyi huylu tümörlerinden nodüllerde özellikle ilerlememiş vakalarda konuşma terapisiyle fayda görmektedir. Ancak polip, kist, reinke ödeminde cerrahi olarak kitlelerin çıkarılması gerekmektedir.

Sonuç olarak
pek çok değişik nedenle meydana gelen ses kısıklığının tedavisinde en önemli nokta erken teşhistir. Erken dönemde tespit edildiğinde, sınırlı cerrahi rezeksiyonla kolaylıkla tedavisi mümkün olan ses tellerinin kötü huylu tümörleri teşhiste geç kalındığında hayati tehlike yaratan sağlık problemi haline gelmektedir.

TONSİLİT ( BADEMCİK ENFEKSİYONU)

3 Mart 2009 Salı

Günlük kullanımda daha sık olarak bademcik enfeksiyonu olarak bilinen tonsilla, özellikle çocuk yaş grubunun kış aylarında çok yoğun olarak karşılaştığı bir sağlık problemidir. Günümüz¬de nerdeyse hiçbir çocuk yoktur ki kış aylarında bir kez bile bademcik enfeksiyonundan etkilenmesin ve bunun tedavisiyle uğraşmasın. Yetişkinlerde özellikle kış aylarında önemli işgücü kaybı problemine neden olması ve çocuk yaş grubunda en sık uygulanan cerrahi işlemin ba¬demcik ve geniz etine yönelik girişim olduğu göz önüne alınırsa, tonsilla ve onun tedavisi kulak burun boğaz hekimlerinin en çok uğraştığı sağlık problemi halini almaktadır.

Tanımı:
Tonsillit (bademcik enfeksiyonu), dil kökünde sağlı soilu birer adet bulunan, oval şekilli ve tonsilla palatina adını alan lenfoepitelyal dokunun infeksiyonudur. Tonsilla palatina, önünde ve arkasında bulunan pililerce sınırlandırılmış aynı adı taşıyan boşluk içinde yerleşen (tonsillar fossa), ağız boşluğunun yutağa açılma yerinde bulunan ve waldeyer halkası adını alan yapının önemli bir üyesidir. Bu halkanın diğer üyeleri İse adenoid vegetasyon (geniz eti), tonsilla lingua ve orofarenks arka duvarında yaygın halde bulunan lenfoid dokudur. Bulundukları yer itibarıyla dış ortamla vücut arasında önemli bir geçit noktası olması münasebetiyle waldeyer halkasının tüm üyeleri mikrobik ajanlar için ilk tutunma yeri olma özellltğine sahiptirler. Bu özellikleri nedeniyledir ki özellikle kış aylarında soğuk nedeniyle vücut direncinin düştüğü dönemlerde bu bölgenin enfeksiyonlarına fazla oranda rastlamaktayız.

Etyoloji;
Aerop ve anaerop bakteriler, virüsler, mantarlar ve parazitler tonsillite neden olabilmektedirler. Bu sayılan etyolojik ajanlar içinde en sık olarak A grubu beta hemolitik streptokok (AGS) adını alan bakterinin neden olduğu İnfeksiyona rastlamaktayız.

Klinik Tablo;
Hastalan hekime başvurmaya sevkeden en önemli şikayetler: boğaz ağrısı, yutma zorluğu, ateş. ağrılı olan boyunda şişlik varlığıdır. Bunların yanında halsizlik, uykusuzluk, iştahsızlık ve özellikle çocuk yaş grubunda gıda alımını ve nefes almada zorluk yaratabilen boğazda şişlik (tonsiller hipertrofi) yine hastaların sık şikayetleri arasında sayılabilinir. Yukarda saydığımız klinik bulgulara bakarak enfeksiyonun etkeni hakkında fikir sahibi olabiliriz. Örneğin viral ajanların neden olduğu tabloda hafif boğaz ağrısı, çok yükselmeyen ateş sözkonusu iken AGS neden olduğu bir enfeksiyonda tablo çok daha ağırdır.
Hastalık genellikle hafif kırgınlık şeklinde başlar, bunu boğaz ağrısı, yutma zorluğu ve ateş takip eder. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde genel durum bozukluğu yapabilecek boyuta varan formlara dönüş görülebilmektedir.

Tanı, ayırıcı tanı ve tedavi:
Hastalığın tanısı genellikle şikayetlerin dinlenmesini takiben yapılan muayene ile konulabilmektedir. Muayenede, tek taraflı olabilen ancak genellikle her iki temsilde yaygın hiperemi ve hipertrofi sık görülen bulgulardır. Tonsillitin foliküler döneminde sarı gri membranlar vardır. Kriptik tonsillit ise tonsilla palatinanın kriptlerini de tutarak merkeze doğru ilerleyen yaygın enflamasyonu tanımlar. Hastalığın tanısında diğer önemli bir husus ise boğaz kültürü yapmaktır.

Günümüzde neredeyse hiçbir çocuk yoktur ki kış aylarında
bir kez bile bademcik enfeksiyonundan etkilenmesin ve bunun tedavisiyle uğraşmasın. Yetişkinlerde özellikle kış aylarında önemli işgücü kaybi problemine neden olması ve çocuk yaş grubunda en sık uygulanan cerrahi işlemin bademcik ve geniz etine yönelik girişim olduğu göz önüne alınırsa, tonsilit ve onun tedavisi kulak burun boğaz hekimlerinin en çok uğraştığı sağlık problemi halini almaktadır.


Hastalığın ayırıcı tanısı vincent anjini, infeksiyöz mononükleöz. agranülasitik anjin, sifiliz, tonsilleri ilgilendiren maligniteler ile yapılmalıdır.
Hastalığın tedavisi medikal ve cerrahi olarak iki kısma ayrılarak incelenebilir. Medikal tedavide en önemli ilaç antibiyotiklerdir. Ayrıca ateş düşürücüler, beslenme durumuna göre vitamin preparatları. dekonjcstanlar beraberinde verilebilir. Antibiyotikler içinde eskiden çok yoğun kullanılan penisilinlerden son dönemde penisilinaz (betalaktamaz) üreten mikroorganizmaların oranının artması nedeniyle uzaklaşılmaktadır. Bunun yerine penisilinlerin betalaktamaz inhibitörleriyle kombine edilmiş formaları (Amoksİsilinklavülonik asit), ikinci kuşak sefalosporinler ve makrolit grubu antibiyotikler kullanılmaktadır. Etken patojen olarak anaeropların düşünüldüğü durumda klindamisin ilk seçenek olarak kullanılmaktadır. Hastaya verilen antibiyotiğin 7-10 günden daha aşağı kullanılmaması da ayrıca önemlidir.

Tedavinin bir diğer ayağını teşkil eden cerrahi ise lonsillektomidir. Tonsülektominin endikasyonlannı elekıif ve mutlak endikasyonlar olarak iki grup halinde inceleyebiliriz.

Mutlak endikasyonlar:
1-Çocukta belirgin solunum bozukluğuna ve gıda alımında zorluk olması nedeniyle kilo kaybına neden olabilen boyutta olan tonsillerin varlığı. (Hipertrofik tonsiller)
2-Tonsilde malignite şüphesi olması halinde.

Elektif endikasyonlar:
1-Sık tekrarlayan tonsillit atakları:
3 yıl boyunca heryıl 3 kez.
2 yılda yıl boyunca 5 kez veya
I yılda 7 kez.

2-Kronik tonsillit.
3-Peritonsİller apse.

Hastanın cerrahi tedavi öncesinde özellikle kan hastalıkları açısından titizlikle incelenmesi ameliyat risklerinin minimuma indirilmesi açısından son derece önemlidir. Cerrahi tedavi ancak medikal tedaviyle yeterli cevap alınamamış hastalarda gündeme gelen bir tedavi biçimidir.

Göğüs Hastalıkları Bölümünde Yapılan Tanısal İşlemler

24 Şubat 2009 Salı


Solunum fonksiyon testi (spirometri): Başta astım ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı gibi bir çok akciğer hastalığının tanı, tadavi ve takibinde kullanılan solunum fonksiyon testi cihazımız ile dinamik ve statik akciğer volümleri, bronkodilatasyon testi, diffüzyon kapasitesi ölçümü ve bronkoprovakasyon testi yapılabilmektedir.

Alerjik deri testi; Alerjik hava yolu hastalığı düşünülen hastalarda alerji nedenini saptamak amacıyla alerjik deri testleri yapılmaktadır.

Plevra ponksiyonu (torasentez); Akciğer zarları arasında su toplaması saptanan hastalarda tanı ve tedavi amacıyla iğne aracıyla sıvı alınabilmektedir.

Plevra biyopsisi; Akciğer zarı hastalıklarının tanısında özel iğne ile girilerek biyopsi alınabilmektedir.

Bronkoskopi; Fiberoptik bronkoskopi ile akciğer tümörleri saptanmakta ve bronş lavajı, fırçalama biyopsi, transbronşial biyopsi ve transbronşial iğne aspirasyon biyopsi gibi yöntemlerle patalojik tanı için örnekler alınabilmektedir. Hastanemizde, bronkoskopi ile alınan ve birçok hastalığın tanı ve takibinde oldukça yarar sağlayan bronkoalveolar lavaj örneklerinin, gerektiğinde mikrobiyolojik, patalojik ve flovv sitometrik incelenmesi yapılmaktadır.

Non-invaziv mekanik ventilasyon; solunum yetmezliği olan hastalarda PAV Vision denen cihazla nefes borusuna tüp takmaya gerek kalmadan ( Entübasyon ) maske ile solunum desteği verilmektedir. Başarı ile uygulanan bu yöntemle birçok hastanın solunum cihazına bağlanması önlenebilmektedir.

BRONKOSKOPİ

Bronkoskopi birçok akciğer hastalığının tanı ve tedavisinde kullanılan çoğu kez lokal anestezi altında uygulanan endoskopik bir yöntemdir.
İlk kez 1897 yılında Gustav Killian tarafından uygulanan bronkoskopi, 1970'li yıllarda Ikeda tarafından geliştirilerek cihazın (bükülebilir)fleksibl olması sağlandı. Bu sayede bronkoskopi lokal anestezi altında hastaya fazla bir rahatsızlık vermeden uygulanabilir hale geldi. Ayrıca Ikeda'dan sonra fleksibl bronkoskoplar giderek daha da gelişerek bronş ağacının daha ileri noktalarına kadar ulaşabilme özelliği kazandılar.

AKCİĞER KANSERİNDE ROLÜ:

Bronkoskopi akciğer kanserlerinde göğüs filmi, bilgisayarlı tomografi ve balgam tahlili ile birlikte değerlendiriliyor. Erken evrede akciğer kanserinin tanısının konulmasını sağlıyor. Hastaların şikayetlerinin artığı dönemde hekime geldiği belirtiliyor ve '40 yaş üstündeki herkes yılda bir kere akciğer filmi çektirmesi öneriliyor. Ancak bu genellikle uygulanmıyor. Hastalar uzun zamandır öksürük şikayeti olmasına rağmen çok geç geliyorlar. Eğer akciğer kanserini birinci evrede yani 3 santimetre boyutunda iken yakalanırsa hastanın 5 yıl içinde yaşama şansı yüzde 80'i buluyor, ikinci evrede bile yakalansa hastanın yaşama şansı artırılmaktadır.

KİMLERE YAPILMALI:

Tanı amaçlı:
♦ Akciğer grafisinde herhangi bir lezyon saptanıp diğer yöntemlerle tanı konulamamış olgularda,
♦ 2 haftadan uzun süren ve KBB uzmanı tarafından doğrudan ses tellerinin bir hastalığı düşünülmemiş ses kısıklığı varlığında,
♦ Akciğer grafisi, tomografi, alerji testleri, solunum fonksiyon testleri ile incelenmiş ancak bir neticeye ulaşılamamış uzun süredir devam eden kronik öksürük varlığında,
♦ Öksürükle birlikte kanlı balgam ya da kan tükürme durumunda,
♦ Nefes darlığı yakınması ile başvurup yapılan incelemelerde nefes darlığını açıklayacak bir tanıya ulaşılamamış olgularda,
♦ Nefes alıp verme esnasında özellikle belirli bir akciğer alanında hışıltılı solunum duyulan ve bunu açıklayacak başka bir neden saptanamayan olgularda,
♦ Nefes borusuna yabancı bir cisim kaçıran hastalarda,
♦ Göğüs travmaları ve yaralanmalarında, tanısal bronkoskopi yapılmalıdır.


NASIL YAPILIR?

Bronkoskopi randevusuna hastanın endoskopi hemşiresi tarafından tansiyonu, nabzı kontrol edilir. İşlemi uygulayacak Göğüs Hastalıkları uzmanı tarafından tekrar görülen hastaya damar yolu açılır. Öksürük refleksini azaltmak amacıyla boğaz ve ağzınıza lokal anestetik ilaç püskürtülür. Damar yolu ile rahatlatıcı ve uyku verici olan ilaçlar uygulanır. FOB işlemi sırasında hastanın tamamen uyutulması mecbur kalınmadıkça istenmemektedir çünkü hasta işlem sırasında istendiği şekilde nefes alış verişlerini ayarlayarak doktora yardımcı olabilmeli hem de bir sıkıntı hissederse doktoru uyarabilmelidir. Bu işlemler tamamlandıktan sonra hastanın sıklıkla burnundan bronkoskopi aleti yavaş yavaş ilerletilerek hava yollarına girilir. Bu sırada hastanın nefes alış verişlerinde hiç bir engel oluşmadığı gibi hem aletin içinden hem de ayrıca ağıza veya buruna takılan oksijen kanülünden rahatça nefes alma imkanı vardır. Bronkoskopu doktorunuz uygun yönlendirerek bir video kamera sayesinde sağ ve sol bronş sistemini her bir lobu ayrı ayrı olarak görerek inceleyecektir. Bronkoskopi süresi yapılan işleme göre değişmekle beraber 15-25 dk kadar sürmektedir.

BUNLARA DİKKAT EDELİM:

İşleme en az 6 saat açlık sonrası gelinmelidir ancak: Epilepsi, yüksek tansiyon, kalp hastalığı, gibi önemli rahatsızlıklar için kullandığınız bir ilacınız varsa bunları normal saatinde az miktarda su ile yutunuz. Şeker hastalığı için gerekli ilacınızı işlem sabahı almayınız, işlem sonrasında izin verilecektir.
Kan sulandırıcı ilaç düzenli kullanılıyorsa doktorunuza önceden bilgi veriniz, kullandığınız ilaca göre yeterli süre öncesinden kesilecektir.
Alerji öyküsü varsa veya yukarıda bahsedilenler dışında önemli bir hastalığınız, ilaç kullanımınız varsa doktorunuza bilgi veriniz.

Astım ve Alerji

23 Şubat 2009 Pazartesi

ASTIM VE ALERJİLERİN ERKEN BELİRTİLERİ:

• Ailede astım ve allerji olduğu biliniyorsa
• Bir yıl içinde en az 3 kez hırıltı ve göğüsten solunum sırasında gelen ıslık benzeri ses atağı olmuş ise
• Her çocuğun koştuğu- oynadığı kadar efor sarfetmesine rağmen çabuk yoruluyor ve yorgunlukla birlikte öksürük nöbeti ya da göğüste hırıltı başlıyorsa
• Nezle veya grip gibi enfeksiyonlar çok uzun süre devam ediyor ve ardından öksürük nöbetleri başlıyorsa,
• Atopik dermatik ya da egzama olarak adlandırılan ve dirsek çukurları, diz arkası ve boyun gibi özel alanları tutan kaşıntılı deri hastalığı gelişmişse,
• Kan tahlillerinde bazı allerji ile ilgili parametreler (örnek: eozinofil sayısı, immünglobulin E gibi) hep yüksek çıkıyorsa,
• Geceleri burun tıkanıklığı ve ağızdan nefes alma şikayetleri başlamışsa,
• Geniz eti büyümesi (adenoid hipertrofisi) problemi ile karşı karşıya kalmışsanız,
• Sık sık sinüzit veya orta kulak iltihabı atakları oluyorsa
• Orta kulak iltihabı"kulakta sıvı var" ya da "kulak zarında çökme var" gibi tanımlamalarla ifade ediliyorsa
• Sabah uyanınca ard arda birçok kez hapşırma oluyor ve öğlene kadar nezle hali devam ediyorsa
• İlkbaharda aylarca süren burun kaşıntısı, hapşırma, gözlerde kaşıntı ve sulanma gibi şikayetler ortaya çıkıyorsa,
• Ve bu şikayetler klasik antibiyotik, antigribalya da öksürük şurubu gibi tedavilere rağmen iyileşmiyorsa


Lütfen bir allerji uzmanına başvurun ya da doktorunuzdan sizi bir allerji uzmanına yönlendirmesini rica edin.

Astım


Astım akciğerlere kadar olan hava yollarını ( Bronşları ) etkileyen bir hastalıktır.
Bu hava yolları soluduğumuz havayı burundan itibaren akciğerlere kadar ulaştırır. Sağlıklı bir kişide bu soluma olayı kolayca gerçekleşir, astımlı bir kişide ise bazı dönemlerde soluma zorluğu meydana gelir. Astım atağı sırasında bronşlar ( hava yolları ) daralır ve havanın geçişi zorlaşır.

ASTIM BULGULARI:
Öksürük: Astımın sık bir bulgusudur.özellikle gece öksürüğü olur.
Vızıltı: Astım nöbetinin sık karşılaşılan bir bulgusudur.
Akciğerdeki hava daralmış bronşlardan dışarı çıkarken
zorlandığı zaman nefes verirken duyulur.
Sık Soluma: Astım nöbeti sırasında daralmış ve içi mukus
ile dolmuş bronşlarda soluk alıp verme işi zorlaştığından
hasta daha sık nefes alıp verebilir
Göğüs Duvarı Derisinde Çekilmeler: Göğüs duvarında kaburgalar arasındaki deri ve boynun önündeki deride içe çekilmeler olabilir

KOMPLİKASYONLAR:
Hastalık çok uzun yıllardan beri var olsa da uygun tedavi ile akciğer fonksiyonları normale yakın olarak korunabilir.
Astımda sorun bronşlarda olmasına rağmen bir çok astımlıda üst solunum yolları (burun, boğaz, sinüsler] ve kulaklar ile ilgili problemler eşlik edebilir. Astımlı çocuklarda sıklıkla kronik burun tıkanıklığı olur ve buna bağlı olarak kulak enfeksiyonları ve sinüzit meydana gelir. Astım bazı psikolojik problemlere neden olabilir. Ağır astımı olan çocuklarda okul devamsızlığı, spor etkinliklerine katılamama ve astım atağı sırasında acil olarak hastaneye başvurular bu duruma neden olabilir. Uygun tedavi alan bir çocukta astım kontrol altına alınarak bu problemlerin olması önlenebilir.

TEDAVİ:
Astım tedavisinde kullanılan ilaçlar temel olarak solunum yoluyla alınır ve bu ilaçlar 2 grupta ele alınabilir. Birinci grupta semptom giderici yani hastayı rahatlatıcı ilaçlar yer alır. Etkileri 1-2 dakika içerisinde başlar ve hastanın nefes darlığı, hırıltılı solunumu, öksürüğü azalır ya da kaybolur. İkinci grupta ise hastalığı tedavi eden ya da bir başka deyişle kontrol altına alan ilaçlar yer alır. Bunların büyük bir kısmı solunum yoluyla kullanılmakla beraber tablet yada enjektabl bazı ilaçlar da, gerektiğinde bu amaçla kullanılabilir.