500 bin dozluk domuz gribi aşısı Türkiye’ye geldi. Ankara ve Diyarbakır’da görülen vakalar yüzünden bazı okulların tatil edilmesiyle paniğe kapılan vatandaşlar, doktorların ağzından çıkacak kelimelere bakıyor
PROF. DR. SERHAT ÜNAL Bağışıklık sistemizayıfa öneririm
DOMUZ gribi binde 1-1.5 öldürüyor. Şu haliyle mevsimsel gribe göre daha az tehlikeli gibi düşünülmemeli. Bir virüsün tehlikesini, ne kadar sıklıkta görüldüğü ve ne kadar çok öldürücü olduğu belirler. Domuz gribi az öldürüyor ama çok sık görülüyor. Virüsün çok hızlı yayılması halinde kısa sürede, başta sağlık çalışanları olmak üzere çok kişiye bulaşmasıyla ciddi iş gücü kaybına, tedavi için ekonomik zarara, eğitim sisteminde aksamalara yol açacaktır. Domuz gribi aşısını da aynı mevsimsel aşı da olduğu gibi, ‘65 yaş üstü bağışıklık sistemi zayıflamış olanlara, karaciğer, böbrek, kalp yetmezliği çekenlere, kanser tedavisi görenlere’ yapılmasını öneriyoruz. Yumurtaya alerjisi olanlar yaptırmamalı. Mevsimsel aşı olanlar aynı zamanda domuz gribi aşısı da yaptırabilirler.
DOÇ. DR. ÖNDER ERGÖNÜL Soğukkanlı olun DSÖ’yü dinleyin
BİR sağlık çalışanı olarak bu aşıyı vurulmam gerekiyorsa vurulurum, hastalarıma da tavsiye ediyorum. Muhtemel bir salgında sağlık çalışanları aktif çalışmak zorunda. Üç günlük iş güç kaybı sıkıntı yaratacağından, bu hizmetlerin aksamaması için aşı olmak isterim. Evet kafa karışıklığı var, ancak soğukkanlı olmayı öneriyorum. Çünkü Dünya Sağlık Örgütü’nü rehber alıyorum. Bu kurumun belirlediği risk gruplarına tavsiye ediyorum. Kamuoyunda DSÖ’ye ve ilaç firmalarına yönelik eleştiriler var. Şu ana kadar gördüğümüz bilimsel verilerin içinde olumsuz bir şey yok. Kahve sohbeti yapar gibi karşı çıkılması kafaları karıştırıyor. Hastalıkla ilgili paniğe yol açacak açıklamalar yapılması da doğru görmüyorum. Bilimsel araştırmaların azlığı ifadesi, kobay olacağız gibi söylemler de yanlış.
PROF. DR. AHMET R. KÜÇÜKUSTA Çok yeni, yan etkileri şüpheli
OTUZ seneden beri uygulanmakta olan grip aşılarının etkinliği bile ciddi şekilde tartışılırken, henüz çok yeni üretilen bir aşının ne derece etkili olacağını bilmek mümkün değil. Her sene olağan gripten 250 bin -500 bin insan ölürken, domuz gribinden bu güne kadar ölen insan sayısı sadece 4 bin 500. Aşının çok kısa sürede üretilmiş olması ve katkı maddeleriyle ilgili yan etki ihtimalleri de hesaba katılmalı. Grip aşısına veya domuz gribi aşısına karşı değilim. Ben gerekliliği, etkinliği kesin olarak bilinmeyen ve yan etkileri konusunda şüpheler olan aşılara karşıyım. Olağan grip aşısını da etkinliği konusundaki kesinliği hakkında emin olmamakla birlikte ağır kalp, şeker, böbrek, KOAH hastalarına, bazı kan hastalığı ve bağışıklık yetersizliği olanlara tavsiye ediyorum.
PROF. DR. MUSTAFA BAKIR Tehlikeyi görmek lazım, yaptırılmalı
BİR hekim olarak kendim de domuz gribi aşısını vurulacağım, çocuklarıma da yaptıracağım. Domuz gribi mevsimsel gribe oranla 5-10 kat daha fazla ölüme yol açıyor. Eğer kronik hastalığı varsa kişide ölüm oranları daha da yükseliyor. Biz Dünya Sağlık Örgütü’nü örnek alıyoruz. DSÖ, daha önce dünya medyasında çıkan haberlerin yanlış olduğunu açıkladı. Karşı çıkanlar önce DSÖ’nün sitesine girip oradaki bilgileri okusun. Sadece antikor geliştiriyor demek yalan söylemektir. Bütün dünyada ülkeler aşıyı harıl harıl yaparken, bunları tartışmak yanlış. Bu aşıda kullanılan adjuvanlar, 50 yıldır çocuklara kullanılan aşılarla benzer maddeler içeriyor. Yakın tehlikeyi görmek lazım. Ben bu yüzden hastalarıma vurulmalarını tavsiye ediyorum.
‘Termal kameralar’ artık önemini yitirdi
TÜRK Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları (KLİMİK) Derneği üyeleri yaptıkları bir toplantıyla domuz gribinden korunma ve yapılması gerekenler konusunda bir rehber belirledi. Buna göre, bu süreçte öncelikle yapılması gerekenler şöyle:
l Termal kameralar önemini yitirdi. Artık havalimanlarından kaldırmalı.
l Yurtdışından gelenlerin doldurması istenen formlar da tıpkı termal kameralar gibi gereksiz..
l Öksürürken ve hapşırırken ağzınızı ve burnunuzu kapatın. Kullandığınız mendilleri hemen çöpe atın.
l Ellerinizi sabunlu suyla yıkayın. Su ve sabun bulamazsanız alkollü temizleyiciler kullanın. ‘El hijyeni’ uyulması en önemli kontrol önlemlerinden biridir..
l Ellerinizi ağız ve buruna götürmeyin. Virüs bu yolla yayılabilir.
l Çevrenizdeki hastalardan uzak durun.
l Hastalanınca vakit geçirmeden doktora başvurun. Mümkünse okula ve işe gitmeyin.
Domuz gribi aşısı yaptırmalı mı?
8 Kasım 2009 PazarGönderen turkiyya zaman: 09:23 0 yorum
Etiketler: Domuz Gribi, ENFEKSİYON
Domuz Gribi TSK’ya da sıçradı
Sağlık Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada 2 kişinin daha domuz gribinden hayatını kaybettiğini ve ölü sayısının 23′e yükseldiğini söyledi. TSK’de de ilk domuz gribi haberi GATA’dan geldi. GATA Komutanı hastalık nedeniyle tedaviye alındı.
Milletvekillerinin odalarına dezenfektan yerleştirildi. Meclis Başkanı Şahin aşı olacağını söyledi. TSK’de ilk Domuz gribi haberi GATA’dan geldi. GATA Komutanı hastalık nedeniyle tedaviye alındı.
Domuz gribi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) de görüldü. TBMM’de bir milletvekili sekreterine Domuz gribi teşhisi kondu. Dinlenmesi için izin verilen sekreterin sağlık durumunun iyi olduğu açıklandı. 4 bin kişinin çalıştığı ve bir o kadar da ziyaretçinin girdiği Meclis’te önlem olarak milletvekili odalarına dezenfektan konuldu. Aşı olacağının mesajını veren TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, Parlamento Muhabirleri Derneği ziyaretinde “Aşılı ağacın meyvesi sağlıklı olur” dedi.
GATA Komutanı da grip
TSK’da ilk Domuz gribi teşhisi dün kondu. Rahatsızlanan Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Komutanı Korgeneral Hasan Memişoğlu’na hastanede yapılan muayenesinde Domuz gribi teşhisi konuldu. GATA’da tedaviye alınan Memişoğlu’nun durumunun iyi olduğu, 2-3 gün içinde taburcu edileceği belirtildi.
Askeri personel aşılanıyor
Genelkurmay Genel Sekreteri Tümgeneral Ferit Güler, TSK içinde de Domuz gribi şüphelisi olarak rapor edilen personel bulunduğunu açıkladı. “Ölümcül bir vakayla karşılaşılmamıştır” diyen Güler, TSK’da, aşının askeri sağlık personeli ile risk gruplarındaki personele uygulanmaya başladığını söyledi..
Gönderen turkiyya zaman: 09:18 0 yorum
Etiketler: Domuz Gribi, ENFEKSİYON
Hepatit-A Sarılık Aşısı
Bu aşının da adı sarılık aşısı olmasına karşın diğerine oranla daha az yaygın olarak yapılmaktadır. A tipi bulaşıcı sarılıklar ağız yoluyla bulaşması nedeniyle B tipine göre çok daha yaygın olarak insanları hasta etmesine karşın genellikle 2 hafta süren hastalık, 2-4 hafta da nekahat döneminden sonra şifa ile sonuçlanır. Ciddi sonuçlara yol açması çok nadirdir. Aşısının yaygınlaşmamasının en önemli sebebi budur. Hepatit – B ise kolaylıkla bulaşmamasına karşın bulaştıkdan sonra tedavisi olmayan bir hastalıktır. Bu aşı son yıllarda gündeme gelmektedir. Bu aşı özellikle yuva, kreş, okul gibi kalabalık yerlerde bulunan, ailesinde ve çevresinde hasta veya hastalanma olasılığı yüksek olan kişiler bulunan kişilere yapılmalıdır. Hastalanma olasılığı; askeri birlik, sağlık, gıda, temizlik sektörü, cezaevi, otel gibi yerlerde çalışan ve sık seyahat eden kişiler de daha yüksektir.
Uygulama Programı : Bir yaşından sonra yapılabilirse de 2-3 yaşından sonra yapılması daha uygundur. İki aşı üreticisi firmanın biri 2 yaş, diğeri 10 aylıktan itibaren yapılabileceğini belirtmektedir. Bir doz yapıldıktan sonra 6 ay ile 5 yıl arasında bir tekrar dozu en az 20 yıl, belki de yaşam boyu koruyuculuk sağlamaktadır. İlk doz bile 5 sene kadar koruyucudur. Aşı yapılmadan önce Hepatit-B de olduğu gibi test yapılabilir. Çok gerekli bir test değildir, insanların daha öncesinde mikrobu alıp almadığını gösterir. Sessiz yani sararmadan sarılık geçirmek, özellikle çocukluk yıllarında kolaydır. Hastalığı geçirmiş kişilere aşı yapmanın bir yararı yoktur, sadece gereksizdir. Adale içi iğne ile uygulanır. Suçiçeği aşısından sonra en pahalı ikinci aşıdır.
Lokal etkileri dışında ciddi bir yan etkiye yol açmaz.
Gönderen turkiyya zaman: 08:42 0 yorum
Etiketler: ENFEKSİYON
Su Çiçeği – Varicella Aşısı
Son 4-5 yılda kullanıma izin verilmiştir. 10 yıl kadar Amerika’da immun sistemi zayıf, özürlü çocuklarda araştırma amaçlı kullanıldıktan sonra etkili olduğu anlaşılarak aşı olarak kabul edilmiştir.
Yeni bir aşı ve oldukça pahalı olması sebebiyle hekimler arasında bile kararlılıkla uygulanmamaktadır. Koruyuculuk süresi için net bilgiler yoktur. Üretici firmalar 10-15 yıl olduğunu öne sürmektedirler. Şu anda ilk aşı olan çocuklar 13-15 yaşlarındadır ve hala hastalanmamışlardır. Endişe edilen konu acaba erişkin yaşında koruyuculuk azalması nedeniyle hasta olunabilir mi kaygısıdır. Bu soruya bu gün kesin yanıt vermek olanaksızdır. Ama benim fikrim aşı yapılmasından yanadır. Gerekçem de şudur. Madem aşı kesin olarak 10-15 yıl koruyor, şimdi aşılanmakla bu süre garanti altına alınıyor. Bilim ve teknoloji hızla ilerliyor. 15 yıl sonra ne olacağını bilmiyoruz, belki yeni tip aşılar çıkacak, belki koruyuculuğun daha uzun olduğu anlaşılacak. En kötü ihtimalle bir doz daha ayni aşıdan olunur, hasta olmaktansa birkaç kez aşı yapılması bence daha iyidir.
Aşılamanın diğer bir faydası da bence aşı olan kişiler ileri de Zona hastalığına da yakalanmayacaklarıdır. Çünkü Zona olabilmek için Suçiçeği hastalığını geçirmek gereklidir.
Uygulama : Aşı 10-12 aydan (Bence 15 aydan) sonra yapılabilir. Cilt altı iğne ile uygulanır.
Lokal etkiler dışında ciddi bir yan etki yapmaz.
Gönderen turkiyya zaman: 08:41 0 yorum
Etiketler: ENFEKSİYON
Verem Aşısı –BCG
1998-99 yılına kadar doğumdan hemen sonra veya ilk 1-2 gün içersinde yapılmaktaydı. Bunun sık olarak yan etkilere yol açması nedeniyle artık bebek 60 günlük olduktan sonra yapılmaktadır.
Standart olarak sol omuz başına cilt içi enjeksiyon şeklinde yapılır. Aşı yapılırken kısa bir süre sonra kaybolan bir kabartı oluşmalıdır. Bu böcek-sinek ısırığı gibi bir kabartıdır, iğnenin doğru olarak cilt içi yapıldığını gösterir. 5-10 dakika içersinde kaybolur.
Aşı yeri ilk gün ellenmemeli ve yıkanmamalıdır. Ateş gibi yan etkilere pek yol açmaz. Aşıdan yaklaşık bir ay kadar sonra aşı yerinde önceleri bir sertlik, daha sonrası küçük bir sivilceye benzer kızarıklık olur. Bu sivilce yavaş seyirle kabuk oluşturur ve sonra da bir iz bırakarak iyileşir. Bilinmesi gereken şey bu sivilce oluşumu ve iyileşmesi aylar süren bir sürede gerçekleşeceğidir fakat bir yakınmaya yol açmayacağıdır.
Yapılan aşı her zaman bu şekilde seyretmeyebilir. Bazen aşının yapılmasının üzerinden birkaç ay geçmesine karşın bu değişikliklerin hiç birisi olmaz. Bu durumda aşı tutmamış olabilir, test yapılıp, gerçekten tutmamış ise aşı tekrarlanır. Bazen de tam tersi bir durumla aşı küçük bir sivilce değil, kocaman bir çıban haline gelip, koltuk altı, boyun bölgelerinde bezeler ( Lenfadenopati) yapar. Bu durumda da doktor tarafından gereken takip ve tedavi yapılmalıdır.
Normal koşullarda aşı bebek 4 aylık olana kadar yapılmalıdır, eğer bu süre geçirilmişse önce PPD testi yapılmalı, bunun sonucuna göre aşı yapılmalıdır. Bu testin yapılma sebebi bebeğin aşısız geçirdiği süre içersinde verem mikrobunu alıp almadığının kontrol edilmesidir.
Aşının etkinliği 5 yıl kadardır ve 5 senede bir doz tekrar yapılmalıdır. Ülkemizde genellikle ilkokul 1. ve 5. sınıflarda yapılmaktadır. Maalesef pratikte bir çok okula aşılama için gidilememesi sebebiyle aşılamalar eksik kalmaktadır. Hele Lise yıllarındaki aşılar neredeyse hiç yapılmamaktadır.
Gönderen turkiyya zaman: 08:39 0 yorum
Etiketler: ENFEKSİYON
Grip Aşısı
Son yıllarda gündemde olan bir aşıdır. Üzerinde çok spekülasyon yapılmaktadır. Aşının ilk ortaya çıkışı yaşlı, müzmin solunum yolu problemi olanlar, şeker hastaları gibi insanlar için önerilmekteydi. Daha sonraları bazı yöntemler kullanılarak geniş toplum kitleleri aşı olmaya özendirildi, gerekli gibi bir durum oluşturuldu.
Aşının net özelliği şudur. WHO – Dünya Sağlık Örgütü dünyada virüslerin yayılma haritalarını çıkararak, her yıl gelmekte olan sonbahar, kış, ilkbahar döneminde salgınlar yapması olası virüsleri tahmin eder. Bu salgın olasılığı en yüksek olan 3 virüse karşı aşı üretilir. Aşı yapılan insanlar bu üç çeşit virüse karşı bağışıklanırlar. Fakat insanları hasta eden çok sayıda virüs bulunmaktadır. Bu virüslere karşı bağışık hale gelenlerin başka virüslere de karşı daha dayanıklı olacakları iddia edilmektedir. Fakat kesin olan sadece aşının içersindeki 3 çeşit virüse bağışıklık kazanılır. Bu virusler ağır seyreden ve salgınlarla yapan tipteki griplerin sorumlusudur. Her türlü nezle, soğuk algınlığının sorumlusu değillerdir.
Aşılanan insanlar hiçbir virus enfeksiyonuna yakalanmayacak diye bir beklenti olmamalıdır. İnsanlar bir şekilde virüsle karşılaşıp hasta olmadıklarında bunu anlama şansları yoktur. Ancak hasta olduklarını anlayabilirler. Bu nedenle bazıları “aşı geçen sene işe yaramıştı ama bu sene yaramadı “ derken ne zaman virüsle karşılaşıp hasta oldukları zamanları değil, başka virüsle karşılaşıp hasta oldukları durumları söylemektedirler. Belki aşı işe yaradı dedikleri yıl virüsle hiç karşılaşmadılar ama hasta oldukları yıl belki 10 kez virüsle karşılaştılar, hasta olmadılar fakat bir kez farklı bir virüsle karşılaştılar ve hasta oldular.
Aşının içerdiği virüslere karşı % 90 kadar bir koruyuculuk sağladığı bildirilmektedir.
Özet olarak ben herhangi bir özel sorunu olmayan kişiler aşı olma konusunda fikrimi sorduklarında aşının maliyeti sizi rahatsız etmiyorsa olun diye cevap veriyorum. Aşı bir tedbirdir, sizi bir kez bile grip olmaktan korusa ödediğiniz paraya değer.
Uygulama programı : Erişkinlere ve 8 yaşından büyük çocuklara tek ve tam doz yapılır. Daha önceki yıllarda 6 yaş altındakilere önerilmemekteydi. Daha sonra bu sınır 2 yaşına, şimdi de 6 aya kadar inmiş bulunmaktadır.
Bu konuda bilgiler daha ziyade aşı üreticisi firmalardan gelmektedir. Bu aşılara ait araştırmalar da genellikle aşı firmaları tarafından yapılmakta veya yaptırılmaktadır. Bu sonuçlara şahsen bazen itibar ediyor, bazen de etmiyorum.
Hastalarıma önerirken kendi fikirlerimi de göz önünde bulunduruyorum. Bu nedenle henüz 2-3 yaşın altındaki çocuklara grip aşısı yapılması konusuna pek de sıcak bakmıyorum.
Aşı üreticileri 6 ay ile 3 yaş arasındaki çocuklara ilk kez aşı yapılırken bir ay ara ile 2 kere yarım doz; daha önce aşılanmışlarsa 1 kez yarım doz yapılmasını öneriyorlar. 3 ila 8 yaş arasındaki çocuklara ilk yıl birer ay ara ile 2 kez tam doz, daha önce aşılanmışlarsa 1 kez tam doz yapılır.
Gönderen turkiyya zaman: 08:39 0 yorum
Etiketler: ENFEKSİYON
Difteri-Boğmaca-Tetanoz (Karma Aşı)
Difteri-Boğmaca-Tetanoz: Karma aşı olarak bilinen aşıdır. Kısaca DBT veya BDT gibi isimleri vardır. Uzun yıllardır çocuklara yapılmaktadır. Üretim teknolojisi yıllar içersinde oldukça değişiklikler göstermiştir. Eskiden sığır, at gibi büyük baş hayvanların kan serumundan elde edilmekteydi. Bu oldukça fazla yan etkiye neden olmaktaydı. Bu günlerde kullanılan cinsleri yan etki yönünden eskiye oranla daha sorunsuz olmalarına karşın yine de çocuk aşıları içersinde en sorunlu aşıdır. Yaygın olarak metal tuzlarına emdirilmiş hücre içeren tipi kullanılmaktadır. Ayrıca hücre içermeyen tipi de vardır. Bu hücre içermeyen (asellüler) aşılar en düşük yan etki oranına sahip olmalarına karşın fiyat yönünden diğer tipe oranla 8-10 kat gibi daha pahalıdırlar.
Adale içi enjeksiyon ile uygulanır. Küçük bebeklerde genellikle bacağın uyluk denilen diz ile kalça arası bölgenin ön ve dış tarafına yapılır. Kolun dirsek ile omuz arasında kalan bölgeye veya omuza da yapılabilir. Fakat adale enjeksiyonlarında 2 yaşın altında uyluk tercih edilir.
Uygulama Programı:
* İki aylıktan sonra başlanır.
* 1-2 ay aralıklarla peş peşe 3 doz yapılır.
En uygun aralık 6-8 haftadır ama aşının yapıldığı yere göre değişiklik olabilir. Kamuya ait yerlerde hızlandırılmış aşılama uygulandığı için aralıklar 4 hafta olarak uygulanır. Özel yerlerde de genellikle 2 ay ara ile yapılır. Hangi şekli daha doğrudur diye bir şey yoktur fakat gelişmiş ülkelerde 6 - 8 hafta aralıkla yapılmaktadır. Aralıklar 4 haftadan daha sık olmamalıdır. Bazı durumlarda 8 haftayı geçebilir. Bu bir sorun değildir. Hastalık, sosyal engeller gibi durumlarda aşı programında kaymalar olabilir. 8 hafta yerine 3-4 ay olması problem değildir fakat aşılama uzadıkça yeterli bağışıklık kazanma süresi uzamakta ve bebek hastalanma riski taşımaktadır. 3.doz aşıdan 1 yıl sonra 1.tekrar, 2-4 yıl sonra da 2. tekrar dozları vardır. İkinci tekrar dozu ilkokul 1. sınıfta da yapılabilir. Bu dozda artık boğmaca aşısı içermeyen DT. Formu kullanılmalıdır. 4-5 yaşından sonra Boğmaca aşısı yapılmaz, bazı sakıncaları vardır. DT. Aşıda ilkokul 5 ve lise de tekrar yapılır ama difteri aşısının erişkin tipi kullanılmalıdır. İlkokul 5 ve lise çağlarında genellikle erişkin tip difteri kullanılmaması nedeniyle difteri aşısı çıkartılarak tek Tetanoz olarak yapılır.
Yan Etkiler : En sık yan etki yapan aşıdır. Lokal olarak şişme, kızartı, ağrı ile sistemik olarak ateş bunların en sık görülenleridir. İğne yerinde metal tuzu içeren cinsler bir nodül ( derinin altında nohut kadar sertlik) yapabilirler. Bu nodül birkaç ay içersinde kendiliğinden kaybolur. Morarma-kızarma açısından takip edilmelidir. Aşı uyluktan yapıldığında çocuk bacağını 1-2 gün için basmayabilir, bu aşının lokal etkisinden dolayıdır, devam etmemesi gerekir. Hekimlerin çekindiği daha ziyade boğmaca aşısına bağlı olarak gelişen, aşıdan 2 saat sonra ortaya çıkan , ince-tiz sesli ve uzun süren (3-4 saat) ağlama krizleri, yüksek ateş ve ateşli veya ateşsiz havale (konvülziyon) dir. Böyle bir etki görüldüğünde ya boğmaca aşısı bir daha iç yapılmayacak ya da asellüler formdaki aşı kullanılacaktır. Bu yan etkiler genellikle hekim tarafından tedavi edilmesi gereken olaydır. Evde anneler ateş düşürücü-sakinleştirici fitil, şurup verebilirler.
Gönderen turkiyya zaman: 08:38 0 yorum
Etiketler: ENFEKSİYON
Kuduz – Rabies HDCV Aşısı
Normal olarak herkese yapılan aşılardan değildir. Gerekli hallerde yapılmaktadır. Şüpheli hayvan ısırık ve tırmalamalarından sonra yapılmaktadır. Eskiden kullanılan formu artık uygulamadan kaldırılmıştır. Koyun beyninde pasajlar yapılarak elde edilen aşının yan etkileri fazla idi. Bu gün için insan hücre kültürlerinde üretilen aşılar kullanılmaktadır. Bunlar diğer aşılar gibi adale içi iğne ile uygulanır. Gerekli olan durum ile ilgili iki çeşit program vardır.
Şüpheli hayvan kontrol altında: 10 gün süren gözlem süresince 0, 3, 7. Günlerde yapılır ve eğer hayvan bu sürenin sonunda canlı ve kudurmamışsa aşılama kesilir.
Şüpheli hayvan kayıp veya kuduz olduğu kesinse: Bu durumda 0, 3, 7, 14, 30 ve 90. günlerde toplam 6 doz aşı yapılır. Gerçi bir de 3 ayın sonunda bir 7. Doz yapılabilirse de bu risk altında olanlar (Veteriner gibi) dışındakilere önerilmez.
Günlük yaşamda kedi, köpek, fare ısırıkları ve tırmalamaları ile sık olarak karşılaşılır. Burada dikkat edilmesi gereken konu bunun hangi şartlar altında ve hayvanın durumudur. Hayvan aşılı, ev dışına çıkmayan türde, oynarken, önünden yemeğine uzanıldığında, yavrularına yaklaşıldığında gibi durumlarda ise olasılık çok azdır. Fakat bu herhangi bir hekime sorulduğunda kimse risk altına girmek istemiyeceği için aşılama olasılık çok düşük olsa bile aşılama önerilir. Ben şimdiye kadar şüpheli hayvan beyninin tetkik için laboratuara gönderildiğinde kuduz çıkmadığını hiç görmedim. Nedense benim karşıma çıkan tüm tetkik sonuçlarına göre itlaf edilen hayvanların hepsi kuduz olmuşlardı. Ülkemizde kuduz tanısı konan insanlara rastlanmaktadır. Bunlar bazı yıllarda 1-2 vaka ile sınırlıdır.
Aşının lokal yan etkileri dışında genel etkileri pek yoktur. Çok nadir ansefalit yaptığı bildirilmiştir. Benim bildiğim yayınlanmış birkaç vaka olduğudur.
Gönderen turkiyya zaman: 08:36 0 yorum
Etiketler: ENFEKSİYON
UYUZ (Scabies)
25 Eylül 2009 CumaKüçücük bir canlı 2.500 yıldır insan cildine zarar vermektedir.Fark edilmesi oldukça zordur ve deride şiddetli bir kaşıntıya sebep olur.Her yıl dünyada 300 milyondan fazla uyuz vakasının meydana geldiği bilinmektedir. Hastalık herhangi bir nesilde veya çağda kişisel hijyene rağmen ortaya çıkabilir.
UYUZ NASIL İLERLER?
Uyuz insan gözüyle görülemeyen mikroskobik bir canlının sebep olduğu bir hastalıktır.Küçük, yuvarlak vücutlu ve 8 bacaklı olup deride yuva yapar ve alerjik bir reaksiyona sebep olur.Bunun sonucunda çok acı veren, şiddetli bir kaşıntı olur ve hasta bütün gece uyuyamaz.Uyuz herhangi bir kişiden başkasına( bir çocuk, bir arkadaş, bir aile ferdi olabilir) yakın temastan dolayı geçebilir.Uyuz, daha çok gelir seviyesi düşük ailelerde, ihmal edilen çocuklarda veya bağışıklığı zayıf olan kişilerde rastlanır.
Isı ve kokunun cezbettiği canlı;yuva yapmak, yumurtalarını bırakmak ve dışkısını atmak için üst deri içerisinde tüneller açar.Kurtçuk yumurtadan çıkar ve derinin yüzeyine doğru hareket eder.Yetişkin canlılara dönüşmek için deri yüzeyindeki epidermis tabakası içinde yaşar.Vücuda yayılmadan bir ay geçebilir, kişi bu süre içinde sadece kaşıntı hissedebilir.
UYUZU NASIL TANIRIZ?
Uyuzun en erken ve en yaygın belirtisi özellikle geceleri ortaya çıkan kaşıntıdır.Erken ortaya çıkan uyuzda küçük kırmızı kabarcıklar ve sivilceler görülür.Daha ilerlemiş vakalarda deri kabuklu ve pullu olabilir.Uyuz çoğunlukla vücudun kıvrım ve çatlaklarında başlar,özellikle parmaklar arasında, dirsek ve bileklerde, kalça ve kemer hizasında, kadınlarda meme başında, erkeklerde cinsel organda görülebilir.Bileziklerin, yüzüklerin altındaki deride saklanırlar veya tırnakların altında görülebilirler.Çocuklarda daha çok genel bir kaşıntı vardır.Avuç içi,taban ve saç derisini tutmaksızın bütün vücuda yayılabilir.Kişi bütün gece kaşıntıdan dolayı uykusunu kaybettiği için yorgun ve sinirli olabilir.Uyuzla birlikte bakteriyel enfeksiyon da görülebilir.Çocuklarda, uyuz çoğu zaman özellikle enfeksiyonlarla beraber olabilir.Bakteriyel enfeksiyonlar öncelikle tedavi edilmelidir.Uyuz tedavisi bilahare yapılır.Eğer uyuz tamamen tedavi edilmezse belirli bir süre sonra tekrar ortaya çıkar.
KABUKLANMA VE NORVEÇ UYUZU
Kabuklanmış uyuz; yakınmaların daha yoğun ve döküntülerin yaygın olduğu bir klinik tablodur.Eller ve ayaklar da dahil vücudun geniş bölgelerinde görülebilir.Bu kabuklarda binlerce uyuz paraziti ve onların yumurtaları saklanır, bu da yapılan tedaviyi zorlaştırır.Çünkü direkt deriye uygulanan medikasyonlar kalınlaşan deriye etkimeyebilir.Uyuzun bu çeşidi AİDS ve kanser gibi bağışıklık sistemi zayıf hastalarda en çok meydana gelen tipidir.Bu durum oldukça bulaşıcıdır.
KESİN TANI
Uyuz çoğu zaman dermatologlar tarafından teşhis edilir.Tüm vücudun sıkı bir incelenmesi gerekir.Eğer dermatolog teşhis koyamıyorsa, basit ve ağrısız bir test yapabilir.Test; şüphe duyulan yer üzerine steril mineral yağdan bir damla damlatılması suretiyle yapılır.Gerilmiş üst deriden bistüri ile küçük bir parça alınır.Bu parça mikroskobla incelenir.Teşhis;uyuz mikroplarının ve yumurtalarının bulunması ile konulmuş olur.Lüzümu halinde deri biopsisi ile de tanı konulabilir.
EN ÇOK TEHLİKEDE OLANLAR KİMLERDİR?
Uyuz etkeni zengin veya fakir, genç veya yaşlı herkese bulaşabilir.Uyuz, en çok birbiriyle yakın fiziksel temasta bulunanlarda, özellikle çocuklarda, emziren annelerde ve yaşlı insanlarda görülür.
Çalışan ailelerin 2 yaşın altındaki çocuklarında risk fazladır.Onları anneler ve daha büyük kardeşler ve sonrada yakın temasta bulundukları diğer aile fertleri izler.Bununla birlikte askerler ve erkek mahkumlar, yaşam şartlarından dolayı hastalıktan çabuk etkilenirler.Huzur ve bakım evinde kalan yaşlı kişiler de uyuza kolayca yakalanabilirler.Çünkü;
1-Bağışıklık sistemleri zayıftır.,
2-Elbise değiştirmeleri , banyo yapmaları , giysilerini ve kendilerini temizlemeleri zordur.
3-Yaşlılarda farklı hastalıkların da bulunmasından dolayı ayırıcı tanı güç olabilir.
TEDAVİ
Uyuzdan;reçeteyle yazılan %5’lik permethrin kremiyle uygulanan tedavi sonucu kolay ve çabuk bir şekilde kurtulunabilir.Bu krem yatarken tüm vücut derisine sürülür ve ertesi günün sabahı yıkanır.Kremin serin yerde muhafaza edilmesi, kuru cilde sürülmesi ve ciltte 8-14 saat kalması tavsiye edilir.Tedaviden sonra yeni belirtiler ortaya çıkarsa bir hafta aradan sonra ikinci bir tedavi daha önerilebilir.
Bir başka tedavi ise %1’lik lindane'dir.Lindane; bebeklerde, küçük çocuklarda, hamile ve emziren kadınlarda, felçli kişilerde ve diğer nörolojik hastalıkları olan kişilerde kullanılmamalıdır.
Grup veya aile içindeki her birey kaşıntı olsun veya olmasın tedavi edilmelidir.Risk altında bulunan toplumun hepsi, bir uyuz salgınını engellemek açısından tedavi edilebilir.
Bir ailede bulunan bütün bireyler eş zamanlı olarak tedavi edilmelidir.Toplu olarak ortaya çıkan uyuz vakaları sık denetlemelerle kontrol altına alınabilir.En etkili yol ise bütün hastaları ve personeli aynı anda tedavi etmektir.
UYUZ OLDUĞUNUZDA NE YAPABİLİRSİNİZ?
Tedaviye başlamak için en kısa sürede bir dermatoloğa görünün. Unutmayın;parazitlerden ne kadar rahatsız olursanız olun, uyuz sizin kişisel temizliğinizin bir yansıması değildir.
* Elbiselerinizi, yatak örtülerini ve havluları sıcak suda yıkayın ve makineyle kurutup kızgın ütüden geçirin.
* Bütün evi elektrikli süpürgeyle temizleyin ve torbasını güvenli bir yere atın.
NE YAPMAMALIYIZ?
* Kesinlikle evde yapılan ilaçları denemeyin.Çamaşır deterjanı kullanmayın.
* Kortizonlu merhemler ve dermatologlar tarafından önerilmeyen kremleri asla kullanmayın.
KAYNAKLAR
1. AAD , 1997 , Patient Education Pamplet
2. Manual of Dermatologic Therapeutics , 2001, Kenneth A. Arndt
HAZIRLAYANLAR
Derya FİDAN ve Dr. Celalettin R. ÇELEBİ
Gönderen turkiyya zaman: 14:15 0 yorum
Etiketler: Cildiye (Dermatoloji), ENFEKSİYON
Dermatit
Dermatit ve Egzama eş anlamlıdır. Dermatit, "-it" veya "-itis" eki ile türemiş diğer sözcükler gibi, derinin inflamasyonu olarak çevrilebilir. Ancak, derinin tüm tabakalarının inflamasyonu anlamına gelmez. Dermatit, epidermis ve üst dermisin inflamasyonudur. Bir başka deyişle, epidermis ve üst dermisin zararlı sayılan bir uyarana karşı verdiği yanıttır.
Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi, uyaranın gerçekten zararlı olması gerekmez. Bu tepki, uyaranı etkisizleştirmek üzere verilir. En basit inflamasyon, histopatolojik olarak üç temel değişiklikten oluşur: vazodilatasyon, ödem ve lökosit infiltrasyonu. Dermatitlerde bu temel değişiklikler, üst dermisde vazodilatasyon ve ödem, epidermisde hücreler arası ödem, üst dermisde damarlar çevresinde lökosit infiltrasyonu ve bu lökositlerin epidermis içine girmesi ile sonuçlanır .
Epidermisde hücreler arasında biriken sıvı, hücreleri birbirinden uzaklaştırır ve sonuçta epidermis içinde küçük, yuvarlak su toplulukları oluşur. Bir süngerin yapısındaki havalı bölümcüklere benzediği için, bu görünüme "sponjioz" denir. Sponjiozun klinik yansıması, Egzama ların ana elemanter lezyonu olan veziküllerdir. Akut Egzama da, eritemli ve ödemli bir zeminde çok sayıda vezikül görülür. Veziküller, bazan büyüyerek veya birleşerek büller oluşturabilir. Yunanca olan Egzama sözcüğü, "kaynama" olarak çevrilebilir. Egzama da deri yüzeyindeki veziküller, kanayan bir suyun fokurdamasını andırır . Egzama da veziküllerin tavanı birkaç kat epidermis hücresinden oluştuğu ve hücreler arası bağlantılar ödemden dolayı zayıfladığı için, veziküller kolaylıkla açılır, küçük küçük erozyonlar ve sulantı gelişir. Deriden su sızması, ağlamaya benzetildiği için, İngilizcede "weeping" olarak adlandırılır.Egzama sözcüğü halk arasında da yaygın olarak kullanılan bir sözcüktür.
Bununla birlikte, Egzama daki küçük su dolu kabarcıkların mayalanan bir hamurda oluşan küçük hava kabarcıklarına benzemesini vurguladığı için, Egzama sözcüğünün Türkçe sözlük karşılığı olan "mayasıl" sözcüğünü de anımsamakta yarar vardır. Zamanla veziküller kurur ve soyulma başlar. Subakut Egzama da, hafif eritemli bir zeminde çok sayıda skuam ve krut görülür . Skuamlar, özellikle lezyonun kenar kısımlarında, küçük (birkaç mm, hatta bir mm'den daha küçük) halkalar biçimindedir. Bu skuamlar, ilkokul önlüklerine takılan beyaz yakalara benzetilerek, "yakacık" skuam olarak adlandırılır . Krutlar, skuamlar gibi, çoğunlukla çok küçüktür. Bir bölgede toplu iğne başı büyüklüğünde, hatta toplu iğne ucu ile delinme sonrası oluşmuş gibi çok sayıda krut varsa, ilk olarak Egzama akla getirilmelidir . Ortası krut gibi sarı-kahverengi ve yapışık, kenarları skuam gibi beyaz ve kalkık elemanlar, skuam-krut olarak adlandırılır ve Egzama için oldukça özgündür . Zamanla deri kalınlaşmaya başlar. Kronik Egzama da, likenifikasyon ve/veya hiperkeratoz görülür. Likenifikasyon, stratum spinozumun kalınlaşması sonucu oluşan, üzerinde deri çizgilerinin derinleşmiş ve derinin kıvamının kabalaşmış olduğu bir plaktır . Hiperkeratoz derin fissürlere yol açabilir. Kronik Egzama plaklarında yer yer veziküller, yakacık skuamlar ve küçük krutlar görülebilir. Kronik Egzama da zaman zaman sulantılı dönemler olabilir. Egzama her dönemde genellikle kaşıntılıdır. Kaşıntı kaşımayı uyarır. Bir bölgeyi sürekli kaşıma deriyi kalınlaştırır. Bu nedenle, likenifikasyon kronik Egzama nın yanı sıra uzun süreli kaşımayı da çağrıştırmalıdır. Egzama yı başlatan uyaranlar çok çeşitlidir. Dıştan veya içten gelebilir ("ekzojen Egzama " veya "endojen Egzama "). Dış uyaranlar, kimyasal maddeler veya mikroorganizmalar olabilir. Bilindiği gibi, bazı virusların karaciğerde oluşturduğu inflamasyonlar hepatit olarak adlandırılır. Öte yandan, bazı mantarların deride oluşturduğu yüzeyel inflamasyonlar, her ne kadar dermatit olarak adlandırılmazlarsa da, klinik olarak genellikle akut, subakut veya kronik Egzama gösterirler. Bu nedenle, klinik olarak hemen hemen her Egzama tanısı konduğunda yapılması gereken ilk işlem, yüzeyel mantar hastalıklarını dışlamak için, KOH preparasyonu yapmak olmalıdır.
KONTAKT DERMATİT Kontakt dermatit, deriye değen bir kimyasal maddenin toksik (irritan) ya da allerjik mekanizmalar ile geliştirdiği dermatittir. İrritan kontakt dermatit ikiye ayrılır. Asid gibi güçlü irritanların bir kez değinmesi ile oluşan kimyasal yanıklar, primer irritan kontakt dermatit olarak adlandırılır . Sabun ve deterjan gibi zayıf irritanların uzun süre boyunca sık sık değinmesi ile oluşan dermatitler, kümülatif irritan kontakt dermatit olarak adlandırılır. En sık karşılaşılan kontakt dermatit, sık sık su, sabun ve deterjan ile değinme sonucu gelişen "ev kadını Egzama sı"dır. Ellerde kuruluk, çatlaklar ve parmak izlerinde silinme gösterir . Zaman zaman kızarma ve sulanma oluşabilir. Her ne kadar ev kadını Egzama sı olarak adlandırılırsa da, yalnızca ev kadınlarında görülmez, aşçı, barmen ve temizlik işçileri gibi diğer mesleklerde de görülür. Allerjik kontakt dermatit, tip IV (sellüler veya geç tip) hipersensitivite ile gelişir. Deriye değinen hemen hemen her kimyasal madde emilir. Langerhans hücresi, bu maddeyi alır, bir antijen olarak hazırlar, hücre zarı üzerine yerleştirir, lenf bezine gider ve orada T- lenfositlere sunar. Bu antijeni tanıyan T-lenfosit çoğalır (klonal ekspansiyon). Bu duyarlı T- lenfositler dolaşıma katılır. Aynı madde ile yeniden değinme sonrası, antijen ile deride karşılaşan duyarlı T-lenfositler inflamasyonu başlatır. Allerjik kontakt dermatit, en sık imitasyon takılarda ve kot pantolon düğmelerinde bulunan nikele ve çimentoda bulunan kroma karşı gelişir. Kadınlarda en sık kontakt duyarlandırıcı nikel, erkeklerde kromdur. Diğer sık karşılaşılan duyarlandırıcılar, lastikler, kozmetikler ve topikal ilaçlardır. Örneğin, sarı bir merhem olarak piyasada bulunan ve güçlü bir antibakteriyel olan nitrofurazon (Furacin) ile sıklıkla allerjik kontakt dermatit gelişir. Allerjik kontakt dermatitin etkeninin saptanmasında yama ("patch") testinden yararlanılır. Bu testte irritan olmayan konsantrasyonlardaki kimyasal maddeler, bir yama üzerine konur . Yama hastanın sırtına yapıştırılır. Kırksekiz saat sonra yama açılır. Bir maddenin değindiği yerde Egzama gelişmişse , kişinin o maddeye karşı kontakt duyarlılığı olduğu saptanmış olur. Bu maddenin hastanın sorunu olan Egzama nın nedeni olarak sayılması için, hastanın öyküsünde bu madde ile karşılaşmanın olması gerekir. Tüm Egzama larda gerçek tedavi, zararlı sayılan uyaranın ortadan kaldırılmasıdır (eliminasyon). Sulantı varsa ıslak pansuman, sekonder bakteriyel infeksiyon eklenmişse topikal ve/veya sistemik antibakteriyel tedavi, kuruluk ve hiperkeratoz varsa nemlendiriciler ve keratolitikler uygulanmalıdır. Egzama lardaki inflamasyonu baskılamak için, günümüzde en yaygın olarak kullanılan ilaçlar topikal kortikosteroidlerdir. Topikal kortikosteroidler, akut dönemde losyon, subakut dönemde krem ve kronik dönemde pomad bazında kullanılır. İnflamasyon şiddetliyse, lezyonlar çok yaygınsa ve topikal tedaviye direnç gösteriyorsa, kısa süreli, orta dozda sistemik kortikosteroid tedavisi uygulanabilir. Egzama lardaki kaşıntının azaltılması için, özellikle sedatif olan, antihistaminlerden yararlanılabilir.
ATOPİK DERMATİT Atopik dermatit, saman nezlesi, astım ve gıda allerjisi ile birlikte atopik hastalıkları oluşturur. Bu hastalıklar sıklıkla birbirlerine eşlik eder. Atopik dermatitli bir kişinin diğer aile bireylerinde de sıklıkla atopik dermatit ve/veya diğer atopik hastalıklar bulunur. Atopik dermatitli bir kişide ev tozları, polenler, küfler ve hayvan tüyleri-epitelleri gibi sık karşılaşılan allerjenlere karşı sıklıkla mültipl tip I allerjiler görülür. Atopik dermatitli kişilerde, tip I allerjinin sık görülmesinin yanı sıra, sellüler immünite ve fagositoz bozuklukları da vardır. Bu nedenle, atopik dermatitli kişilerde viral, fungal ve Staphylococcus aureus'a bağlı infeksiyonlar sık görülür. Atopik dermatit, klinik olarak uzun süreli, yineliyici ve şiddetli kaşıntılı Egzama lar ile seyreder. Atopik dermatit, çoğunlukla çocuklukta başlar ve erişkinlikte biter. Egzama , en çok bebeklerde yüzde, küçük çocuklarda ekstremitelerde (diskoid = nummuler formda) ve tüm yaş gruplarında boyun, dirsek önleri, kasıklar ve diz arkaları gibi büklüm yerlerinde yerleşir. Özellikle çocuklarda Staphylococcus aureus'a bağlı sekonder bakteriyel infeksiyon sonucu impetijinizasyon gelişebilir. Atopik dermatitli kişilerde Egzama olamadan da şiddetli kaşıntılı nöbetler gelişebilir. Kişi kendini kaşıyarak ya da kaşıtarak rahatlar. Bu kaşıntı nöbetleri, sıklıkla soğuk bir ortamdan sıcak bir odaya girmek, giysileri değiştirmek ve yatağa girip üzerini örtmek gibi ani sıcaklık değişiklikleri ile ve yünlü giysiler ile başlar. Atopik dermatitli kişilerin derisi kurmaya eğilimlidir. Kuruluk, deride çatlaklara neden olur. Böyle bir deriden irritan maddelerin penetrasyonu artar. Bu nedenle atopik kişilerde kümülatif irritan kontakt dermatitler sık görülür. Atopik dermatit patogenezinde iki temel bozukluk üzerinde durulmaktadır: transepidermal penetrasyon artışı ve anormal sellüler immün yanıt. Stratum korneumun yağ içeriği, transepidermal sıvı kaybını ve suda eriyen maddelerin penetrasyonunu önler. Atopik dermatitli kişilerde stratum korneum, bu önleyici görevini tam olarak yapamaz. Böylece gerek irritan maddelerin gerekse allerjenlerin penetrasyonu artar. Normalde sellüler immün yanıt, özellikle
T-helper-1 lenfositlerin uyarılması biçimindedir. Oysa, atopik dermatitte özellikle
T-helper-2 lenfositler uyarılır. Bu lenfositler, B-lenfositleri uyararak, aşırı IgE üretimini sağlar. Esansiyel yağ asidi eksiklikleri gibi bazı metabolik bozukluklarda ve bazı immün yetmezlik sendromlarında atopik dermatit benzeri Egzama ların görülmesi, yukarıda sözü edilen temel bozuklukların önemli bir kanıtıdır.
Prof. Dr. Varol Lütfü Aksungur
Gönderen turkiyya zaman: 13:34 0 yorum
Etiketler: ALERJİ, Cildiye (Dermatoloji), ENFEKSİYON
Wegener Hastalığı
19 Mayıs 2009 Salı
Wegener Hastalığı, ya da tıptaki adıyla Wegener Granulomatozu bir çeşit vaskülittir (damar iltihabı). Özellikle cidarları kas tabakası ile çevrili küçük ve orta boy atardamarların hastalığıdır.
Üst ve alt solunum yollarında granulamatöz vaskülit ve böbreklerde nekrotizan glomerulonefrit şekillerinde görülür.
15-75 yaş arasında, daha sıklıkla 40 yaş civarında görülür. Kadınlarda ve erkeklerde aynı sıklıktadır.
Wegener Hastalığın Belirtileri:
Sonunda Wegener Granulomatozu teşhisi konan hastaların çoğunda ilk belirtiler üst solunum yolu rahatsızlıklarıdır. En sık burunda yara, burun akıntısı, ve (bilhassa sinüs denen kafa boşluklarında) baş ağrısı şikayetleri olur. Sinüzit ve orta kulak itihabı beraber olabilir. Hastaların yarıdan fazlasında göz rahatsızlığı olur; konjunktivit, episklerit, skleromalazi, kornea ülserleri ve retina arteri trombozu en sık rastlananlarıdır.
Hastaların çoğunda akciğerler tutulur. Akciğer hastalığına ait en sık görülen belirtiler öksürük, kanlı balgam çıkarma ve plevra iltihabıdır. Akciğer filminde bu değişiklikler görülür. Akciğer biyopsisi de tanı koymada yardımcıdır.
Olguların yarıdan fazlasında ortaya çıkan böbrek bozuklukları Wegener Granulomatozu’nun geç belirtilerindendir. Bölgesel veya yaygın tarzda ilerleyen glomerulonefrit ve interstisyel nefrit en sık rastlanan böbrek bozukluklarıdır. Glomerulonefrit normalde idrardan atılmayan protein, kan, ve silendir çıkmasına neden olur ve tedavi edilmezse hızla ilerleyen böbrek yetmezliğine neden olur.
Wegener Granulomatozlu hastaların 1/3 ünden fazlasında vaskülite bağlı deri lezyonları olur. Nodüler lezyonlar ve purpurik papüller bu hastalıkta görülen deri lezyonlarıdır.
Hastaların yarıya yakınında aktif sinovit (eklem arası iltihabı) olmaksızın ortaya çıkan eklem ağrıları olur.
Wegener Hastalığın Teşhisi:
Wegener Granulomatozu tanısı için bu hastalığa özgü bir laboratuvar tanı metodu yoktur. Bu hastaların yapılan hemogram kan tahlillerinde kansızlık (normositer normokrom anemi şeklinde) göze çarpar. Ayrıca elektroforezde yüksek IgG ve IgA ile karakterize bir hipergammaglobulinemi görülür. İdrar tahlili, BUN ve kreatinin tahlillerinde normalden sapmalar gözlenir; bunlar böbrek rahatsızlığının göstergeleridir.
Wegener Granulomatozu tanısı, böbrek biyopsisi sonucu ile üst ve alt solunum yolları hastalığının (sinüzit, rinit, otit, röntgende görülen akciğerdeki nodül veya infltratlar) klinik belirtilerine göre konulur. Diğer organ sistemler de ayrıca eşzamanlı olarak tutulabilir.
Wegener Hastalığın Tedavisi:
Uygulanan en yeni tedavi yöntemi kemoterapidir. Tercih edilen ilaç siklofosfamid’dir. Bu ilaç hastanın durumu düzelinceye kadar damardan sonra da ağızdan (tablet olarak) verilir.
Sadece kortikosteroidler ile yapılan tedavi, hastalığın gidişatını kontrol altına almak ve düzelme sürecini başlatmak için yetersiz kalmasına karşın, bu ilaçlar özellikle göz, deri ve serozadaki iltihap sekellerini önlemede yararlı olmaktadır.
kaynak: Dr. Şahi Kuray
Gönderen turkiyya zaman: 15:30 0 yorum
Etiketler: ENFEKSİYON, Romatoloji
KUDUZ
16 Mart 2009 Pazartesi
Dünyada yılda 50.000'den fazla ölüme yol açan bu hastalığın etkeni tek sarmallı bir RNA virüsüdür. Bu hastalık daha çok gelişmekte olan ülkelerde meydana gelmektedir. İngiltere, Avustralya, Antartika, Japonya, İskandinavya, Portekiz, Yunanistan ve birçok küçük ada dışında endemiktir.
Ülkelere göre değişen hayvan rezervuarlarda (virüs taşıyıcılar) devamlılığı sağlanır. Örneğin; Avrupa, Kanada ve Kutup Bölgelerinde tilki. Kuzey Amerika'da kokarca, rakun ve yarasalar. Asya'da kurt, köpek. Orta ve Güney Amerika'da Vampir yarasalar gibi.
Kuduzun hayvanlarda iki ana şekli vardır: Köpeklerde kızgın (eksitasyon ve saldırganlık) şekli,
Tilkilerde ise sakin şekli (Letarji ve olağan dışı sakinlik) görülür.
Hayvanlar hastalanıp ölmeden birkaç gün öncesinden itibaren (genellikle 2 hafta içinde) bulaştırlradır.
Çok nadiren hiçbir belirti vermeyen köpekte de kuduz virüsü çıkabilir.
İnsanda Kuduz, Köpek (%82) ya da kedi (%10) ısırığı ya da tırmalaması sonucu virüsle yüklü tükrük aracılığı ile bulaşır. Çok nadir olarak
mukozalar veya transplantasyonla (Kornea implantları) bulaşmalar olabilmektedir.
Virüs sağlam deriden geçemez.
Isırık yüze ne kadar yakınsa, kurban ne kadar gençse, yaralar ne kadar derin ve çok sayıda ise, ısırık elbise üzerinden değilse, hayvan özellikle kurtsa ve temas öncesi ya da sonrası profilaksi (korunma) uygulanmamışsa, bulaşma olasılığı o kadar yüksek ve kuluçka sü¬resi o kadar kısadır.
Klinik özellikleri:
Yukarıda da kısaca belirtildiği gibi kuduz sırasıyla beyin yada omirilik tutulumunun ön planda oluşuna göre "kızgın" yada "sakin-paralitik" şeklinde tanımlanır.
Her ikisininde başlangıçtaki ortak özellikleri:
İyileşmiş ısırık yarasının çevresinde rahatsızlık hissi, kaşıntı yada hissizlik
Huzursuzluk, sıkıntı
Ateş, başağrısı, kas ağrıları, boğaz ağrısı
KODUZ TİPLERİ:
I-Kızgın Kuduzun ayırt ettirici özellikleri:
- Hidrofobi (solunum kaslarında kasılmaya yol açtığı için su içmekten korku)
- Aerofobi (soğuk hava kasılmalara yol açtğı için)
- Aşırı tükrük yapımı
- Bilincin tamamen açık olduğu aralıklarla şiddetli huzursuzluk
- Baş ağrısı, ense sertliği, kısmi felçler
- İki taraflı yada tek taraflı felçler.
- Hastalar genellikle sara (Epilepsi) benzeri kasılmalar,
- kalp ritm bozuklukları,
- böbrek yetersizliği,
- beyin ödemi,
- yüksek ateş,
KUDUZDAN KORUNMA:
- Hayvan rezervuarlarının kontrolaltına alınması (başıboş hayvanların itlafı).
- Köpeklerin düzenli olarak aşılanması.
- Yüksek riskli grupların (Veterinerler, yabani yaşam koleksiyoncuları gibi) temas öncesi aşılanması.
- Yaraların erken dönemde sabun ve su ile yıkanması, virüslere etkili antiseptikler (povidon iyot.Alkol) uygulanması

İnsan diploid hücre aşısı ile temas sonrası aktif bağışıklanma ve hiperimmün kuduz imminuglobulin ile pasif bağışıklama Minör temaslarda (Cildin yaralanması, sıyrık yada çatlaklar, giysi üzerinden küçük ısırıklar) 0, 3. 7. 14. 30 ve 90. günlerde kuduz aşısı uygulanmalıdır.
Hayvan gözlem altına alınarak, ısırıktan 10 gün sonra hayvan sağlıklıysa bağışıklama uygulamasına son verilir.
Hayvanın kuduz olduğu doğrulanırsa hiperimmün kuduz immünuglubulini (pasif bağışıklama) verilir.
Büyük temaslarda ise: Hem aşı, hem de hiperimmün kuduz imminuglubulini verilir.
Hayvan gözlem altına alınır ve ısırıktan 10 gün sonra hayvan sağlıklıysa; bağışıklamaya son verilir.
Gönderen turkiyya zaman: 11:06 0 yorum
Etiketler: ENFEKSİYON
TONSİLİT ( BADEMCİK ENFEKSİYONU)
3 Mart 2009 Salı
Günlük kullanımda daha sık olarak bademcik enfeksiyonu olarak bilinen tonsilla, özellikle çocuk yaş grubunun kış aylarında çok yoğun olarak karşılaştığı bir sağlık problemidir. Günümüz¬de nerdeyse hiçbir çocuk yoktur ki kış aylarında bir kez bile bademcik enfeksiyonundan etkilenmesin ve bunun tedavisiyle uğraşmasın. Yetişkinlerde özellikle kış aylarında önemli işgücü kaybı problemine neden olması ve çocuk yaş grubunda en sık uygulanan cerrahi işlemin ba¬demcik ve geniz etine yönelik girişim olduğu göz önüne alınırsa, tonsilla ve onun tedavisi kulak burun boğaz hekimlerinin en çok uğraştığı sağlık problemi halini almaktadır.
Tanımı:
Tonsillit (bademcik enfeksiyonu), dil kökünde sağlı soilu birer adet bulunan, oval şekilli ve tonsilla palatina adını alan lenfoepitelyal dokunun infeksiyonudur. Tonsilla palatina, önünde ve arkasında bulunan pililerce sınırlandırılmış aynı adı taşıyan boşluk içinde yerleşen (tonsillar fossa), ağız boşluğunun yutağa açılma yerinde bulunan ve waldeyer halkası adını alan yapının önemli bir üyesidir. Bu halkanın diğer üyeleri İse adenoid vegetasyon (geniz eti), tonsilla lingua ve orofarenks arka duvarında yaygın halde bulunan lenfoid dokudur. Bulundukları yer itibarıyla dış ortamla vücut arasında önemli bir geçit noktası olması münasebetiyle waldeyer halkasının tüm üyeleri mikrobik ajanlar için ilk tutunma yeri olma özellltğine sahiptirler. Bu özellikleri nedeniyledir ki özellikle kış aylarında soğuk nedeniyle vücut direncinin düştüğü dönemlerde bu bölgenin enfeksiyonlarına fazla oranda rastlamaktayız.
Etyoloji;
Aerop ve anaerop bakteriler, virüsler, mantarlar ve parazitler tonsillite neden olabilmektedirler. Bu sayılan etyolojik ajanlar içinde en sık olarak A grubu beta hemolitik streptokok (AGS) adını alan bakterinin neden olduğu İnfeksiyona rastlamaktayız.
Klinik Tablo;
Hastalan hekime başvurmaya sevkeden en önemli şikayetler: boğaz ağrısı, yutma zorluğu, ateş. ağrılı olan boyunda şişlik varlığıdır. Bunların yanında halsizlik, uykusuzluk, iştahsızlık ve özellikle çocuk yaş grubunda gıda
alımını ve nefes almada zorluk yaratabilen boğazda şişlik (tonsiller hipertrofi) yine hastaların sık şikayetleri arasında sayılabilinir. Yukarda saydığımız klinik bulgulara bakarak enfeksiyonun etkeni hakkında fikir sahibi olabiliriz. Örneğin viral ajanların neden olduğu tabloda hafif boğaz ağrısı, çok yükselmeyen ateş sözkonusu iken AGS neden olduğu bir enfeksiyonda tablo çok daha ağırdır.
Hastalık genellikle hafif kırgınlık şeklinde başlar, bunu boğaz ağrısı, yutma zorluğu ve ateş takip eder. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde genel durum bozukluğu yapabilecek boyuta varan formlara dönüş görülebilmektedir.
Tanı, ayırıcı tanı ve tedavi:
Hastalığın tanısı genellikle şikayetlerin dinlenmesini takiben yapılan muayene ile konulabilmektedir. Muayenede, tek taraflı olabilen ancak genellikle her iki temsilde yaygın hiperemi ve hipertrofi sık görülen bulgulardır. Tonsillitin foliküler döneminde sarı gri membranlar vardır. Kriptik tonsillit ise tonsilla palatinanın kriptlerini de tutarak merkeze doğru ilerleyen yaygın enflamasyonu tanımlar. Hastalığın tanısında diğer önemli bir husus ise boğaz kültürü yapmaktır.
Günümüzde neredeyse hiçbir çocuk yoktur ki kış aylarında
bir kez bile bademcik enfeksiyonundan etkilenmesin ve bunun tedavisiyle uğraşmasın. Yetişkinlerde özellikle kış aylarında önemli işgücü kaybi problemine neden olması ve çocuk yaş grubunda en sık uygulanan cerrahi işlemin bademcik ve geniz etine yönelik girişim olduğu göz önüne alınırsa, tonsilit ve onun tedavisi kulak burun boğaz hekimlerinin en çok uğraştığı sağlık problemi halini almaktadır.
Hastalığın ayırıcı tanısı vincent anjini, infeksiyöz mononükleöz. agranülasitik anjin, sifiliz, tonsilleri ilgilendiren maligniteler ile yapılmalıdır.
Hastalığın tedavisi medikal ve cerrahi olarak iki kısma ayrılarak incelenebilir. Medikal tedavide en önemli ilaç antibiyotiklerdir. Ayrıca ateş düşürücüler, beslenme durumuna göre vitamin preparatları. dekonjcstanlar beraberinde verilebilir. Antibiyotikler içinde eskiden çok yoğun kullanılan penisilinlerden son dönemde penisilinaz (betalaktamaz) üreten mikroorganizmaların oranının artması nedeniyle uzaklaşılmaktadır. Bunun yerine penisilinlerin betalaktamaz inhibitörleriyle kombine edilmiş formaları (Amoksİsilinklavülonik asit), ikinci kuşak sefalosporinler ve makrolit grubu antibiyotikler kullanılmaktadır. Etken patojen olarak anaeropların düşünüldüğü durumda klindamisin ilk seçenek olarak kullanılmaktadır. Hastaya verilen antibiyotiğin 7-10 günden daha aşağı kullanılmaması da ayrıca önemlidir.
Tedavinin bir diğer ayağını teşkil eden cerrahi ise lonsillektomidir. Tonsülektominin endikasyonlannı elekıif ve mutlak endikasyonlar olarak iki grup halinde inceleyebiliriz.
Mutlak endikasyonlar:
1-Çocukta belirgin solunum bozukluğuna ve gıda alımında zorluk olması nedeniyle kilo kaybına neden olabilen boyutta olan tonsillerin varlığı. (Hipertrofik tonsiller)
2-Tonsilde malignite şüphesi olması halinde.
Elektif endikasyonlar:
1-Sık tekrarlayan tonsillit atakları:
3 yıl boyunca heryıl 3 kez.
2 yılda yıl boyunca 5 kez veya
I yılda 7 kez.
2-Kronik tonsillit.
3-Peritonsİller apse.
Hastanın cerrahi tedavi öncesinde özellikle kan hastalıkları açısından titizlikle incelenmesi ameliyat risklerinin minimuma indirilmesi açısından son derece önemlidir. Cerrahi tedavi ancak medikal tedaviyle yeterli cevap alınamamış hastalarda gündeme gelen bir tedavi biçimidir.
Gönderen turkiyya zaman: 20:47 0 yorum
Etiketler: ANNE VE BEBEK, ENFEKSİYON, KULAK BURUN BOĞAZ, SOLUNUM SİSTEMİ